Acemi Ama Mutlu Bir Anne

Fotoğrafım

Annelik her daim Acemilik :) Bir günü bir gününe tutmayan, neşeli, hüzünlü, iyi, kötü, ağlamaklı, kahkahalı... ama hep heyecanlı, bol bilinmezli vazgeçilmez bir macera bizimkisi :)

11 Ocak 2016 Pazartesi

Eş, Anne, Abla, Arkadaş, Öğretmen... Hepsi Bir Arada Olur Mu? - Keep Calm and Use the Force!

Yeni yıl telaşını atlattık. Yıl oldu 2016! 

Şöyle bir değerlendirme yapacak olursak;
  • 17 yıldır ablayım (Kardeşim 2 yıldır bizimle, yani son 2 yıldır tam zamanlı ablayım :)
  • 10 yıldır Evrim'le beraberiz,
  • 4 yıldır evliyiz,
  • 2,5 yıldır anne-babayız,
  • 5 aydır çalışan bir anneyim.
  • Arkadaşlık mevzuna girmiyorum bile :D
Hepsini bir arada yürütmek hiç kolay değil maalesef. Ama imkansız da değil :) Gelelim nasıl idare ettiğimize.

Her şeyden önce mükemmellik takıntısından vazgeçmek gerekiyor. Hepsi olacak, hepsi de dört dörtlük, mükemmel olacak diye inat etmeye kalkınca hiçbir şey olmuyor ya da her şeyde bir sorun çıkıyor. Ben eskiden de pek öyle mükemmeliyetçi biri değildim ama şimdikinden çok daha takıntılı olduğumu inkar edemem. Ama Arya'ya hamile kaldıktan sonra birçok şeyi olduğu kadarıyla kabullenmeye başladım. Özellikle işe başladıktan sonra değerlendirme kriterlerimi azalttım, beklentilerimi minimuma indirdim. Her şeye yetişmeye çalışmak yerine en önemlileri seçip gerisini akışına bırakmaya çalışıyorum artık. Nasıl mı? İşte şöyle :
  • Evde iş bölümü yaptık. Tüm işleri paylaşıyoruz. Kendim yapsam daha iyisini yaparım dediğim şeyler olmuyor mu? Oluyor tabi ki ama olsun. Her şeyi ben yaparım deyip kendimi paralamak yerine yapılanı kabul ediyorum.
  • Eskiden tencere ya da salata tabağı gibi şeyleri elde yıkıyordum. Artık elde bulaşık yıkamaya son verdim. Küçük büyük ayırt etmeden her şey bulaşık makinesine gidiyor.
  • Eskiden her şeyi kendim yıkayıp kendim ütülüyordum; şimdi kumaş pantolonları kuru temizlemeye, gömlekleri de ütü için terziye veriyorum (arada 1-2 tanesini ben ütülüyorum tabi ki :)
  • Camları her gün / her hafta değil; gerçekten ihtiyaç olduğunda siliyorum.
  • Zaman zaman Arya'yı babasına ya da dayısına bırakıp kendime nefes alıp tazelenecek zaman yaratıyorum.
  • Giyim tarzımı mümkün oldukça sadeleştirdim, giyeceklerimi geceden seçiyorum ki sabah zaman kaybetmeyelim. Aynı şey Arya için de geçerli; geceden tüm giysilerini ve kreş çantasını hazırlıyorum. 
  • Sabahları Arya uyanmadan evden çıkıyorum ki bu bana çok zaman kazandırıyor. Arya'yı kreşe genelde babası bırakıyor :)
  • Evde her gün 3 çeşit değil 1 çeşit yemek pişiyor, yanına da yoğurt ya da salata oluyor. Bazen o bile yok, dışarıdan söylüyoruz :)
  • Ertesi günün yemeğini akşamları Arya uyuduğunda hazırlıyorum. Hem Arya ayak altında dolaşıp sağı solu kurcalayıp beni oyalayamıyor hem de işten geldiğimde tek yapmam gereken yemeği ısıtmak oluyor.
  • Hafta sonları Arya öğle uykusundayken 2-3 günlük yemek hazırlayıp dolaba / buzluğa atıyorum ki hafta için aşırı yorgun olduğumda bir de yemek derdi çıkmasın.
Evet ben de yazarken fark ettim ki en büyük sorun yemek! Her ne kadar Evrim de ben de yemek konusuna takılmayıp ne bulsa yiyen insanlar olsak da evde biri bebek biri ergen iki çocuk olunca yemek hazırlamak mecburi oluyor maalesef :( Ama dediğim gibi her şey her zaman dört dörtlük olmak zorunda değil. Bir çorba bir salata ya da makarna ile de geçiştirdiğimiz akşamlar oluyor :)

Yukarıda yazdıklarım dışında ekstra zaman kazanmak için bıraktığım alışkanlıklarım da var.
  • Artık neredeyse hiç televizyon izlemiyorum. Evrim'le takip ettiğimiz dizileri gece Arya uyuduktan sonra netten izliyoruz. Her gece 1-2 bölüm dizi, haftada 1-2 film. Onun dışında ailecek izlediğimiz 1-2 şey var ama o da olmazsa olmaz değil. 
  • Eskisi kadar aktif blog yazmıyorum - yazamıyorum maalesef :( Artık ayda 1 yazı yazıp arada bir de takip ettiğim bloglara göz atıyorum.
  • Twitter'ı hiç kullanmıyorum. Facebook'a çok nadir gönderi yazıyor, önceden takip ettiğim birçok sayfayı artık takip etmiyorum. Instagram'a arada bir göz atıyorum. Pinterest mi? O da ne ola ki acaba?
Bir de takıntılı annelikten daha az evhamlı anneliğe geçiş sürecim var :)
  • Arya'nın önüne bırakıyorum yemekleri kendi döke saça yiyor çoğu zaman. Hiç bakmıyorum sırtımı dönüp diğer işlerle ilgileniyorum ki deliye dönmeyeyim. Arya doyunca bitirdim diyor ve kalkıyor masadan. Arkasında bıraktığı daha doğrusu sağa sola saçtığı yemek/ekmek/içecek artıklarını toplamak banma kalıyor tabi ki ama en azından yemek yedirme stresi yaşamamış oluyorum.
  • Eğer bu şekilde yemek yemiyorsa hiç zorlamıyorum; iyice acıkana kadar bekliyorum. Acıkınca süt istiyor ben de önce yemeğini yemesi gerektiğini ancak yatarken süt içebileceğini söylüyorum. Biraz zırlasa da sonunda razı olup yiyor yemeğini :D
  • Önceleri aman yere oturdu, ay soyundu, bak yine çorabını çıkardı diye sürekli peşinde dolanıyordum artık başka yöntemler kullanıyorum. Yere oturunca önce "Oturma annecim yere" diyorum o da benle inatlaşmak için "Oturcam" diyor. Ben bu kez "Tamam, otur oraya, sakın kalkma annecim" diyorum. Arya da hemen "Kalkcam" diyerek yerden kalkıyor :D Çorap giymek ya da yelek giymek istemeyince hiç zorlamıyorum kalkıp kendim yelek ya da çorap giyiyorum. O da peşimden gelip "Ben de giycem" diyor. Yazarken bile kıs kıs gülüyorum Arya'nın bu haline :D
Çalışan anne olmanın zorlukları ise apayrı bir mevzu. Yeterince ilgileniyor muyum, yetersiz miyim, birlikte geçirdiğimiz vakit Arya için yeterli mi gibi soruları mümkün oldukça düşünmemeye, yapamadıklarımızdan çok birlikte yapabildiklerimize yoğunlaşmaya çalışıyorum. 
  • Her fırsatta sarılıp koklaşıyoruz,
  • Hafta sonları yatakta sabah keyfi, yastık savaşı, gıdıklamaca oynuyoruz,
  • Akşamları yeni oyuncak mutfağımızda (Şehnaz ve Oky'nin hediyesi) evcilik oynuyoruz,
  • Uyumadan önce birlikte kitap okuyoruz ya da müzik dinleyip dans ediyoruz.
  • Birlikte Pepee izliyoruz ki tüm Pepee şarkılarını ezbere biliyorum :D
  • Kreş çıkışı haftada en az 2-3 kez parka gidiyoruz.
  • Hafta sonları yürüyüşe / alışverişe / parka gidiyoruz.
Tabi ki tüm bunlara rağmen cinnetin eşiğine geldiğim zamanlar oluyor. Avazım çıktığı kadar bağırmak istediğim, kapıyı vurup çıkmak, kaçıp gitmek istediğim anlar oluyor. Hatta bazen çocuğu Evrim'in kucağına atıp, kapıyı da çarpıp gidiyorum da ama en fazla köşedeki kafede Derya'yla bir kahve içip kuzu kuzu eve dönüyorum tabi ki :) Bazen de Arya uyuyana dek sabredip, onu dayısına emanet ediyoruz ve karı-koca şöyle bir hava almaya çıkıyoruz gece 10'dan sonra. 

Kısacası çocuklu hayat zor, hem eş, hem anne, hem ev hanımı, hem iş kadını olmak zor. Ama devam etmeye yetecek kadar dengeyi bulmak mümkün. Siz de en çok zorlandığınız alanları belirleyin ve yardım isteyin. Sizin yapacağınız gibi olmasa da, sizin istediğiniz gibi yapılmasa da gelen yardımı kabul edin ve kendinize nefes alacak alan yaratın. 

Umarım dengeyi bulursunuz :) 

May the force be with you :)