Acemi Ama Mutlu Bir Anne

Fotoğrafım

Annelik her daim Acemilik :) Bir günü bir gününe tutmayan, neşeli, hüzünlü, iyi, kötü, ağlamaklı, kahkahalı... ama hep heyecanlı, bol bilinmezli vazgeçilmez bir macera bizimkisi :)

20 Haziran 2018 Çarşamba

Annelik Karnem

Öncelikle arkadaşım ve ilham kaynağım Ceren'in şu yazısını okuyun lütfen.

... 

Şimdi gelelim benim karneme.

"Ağlayan çocuklar" dersinden başlamış Ceren ki bu benim kabusum. Arya ağladıkça bana cinnet geliyor. Çocuğu bir güzel derdest edip ağzını bantlayıp bir köşeye koymak ya da onu olduğu yerde bırakıp kilometrelerce uzağa kaçmak istiyorum. Şu hayatta en dayanamadığım şey ağlayan çocuk maalesef. Ben bu dersten asla geçemem sanırım. Anca Arya büyüdükçe dersi sümen altı edip kurtulurum diye umuyorum.



2. dersimiz "Hastalıklar". Bu dersi nispeten rahat geçiyorum çünkü elden gelen belli. Çorba, yatak, çizgi film. Ateş vs varsa doktor, ilaç. Tek sorun, burun tıkanırsa sprey sıkmak için epey bir mücadele gerekiyor. Bir de mızmızlanma boyutu var ki genelde duymazdan gelmeye çalışıyorum.

Ceren'in "Konuşamayan çocuk" dersi benim karnede olsaydı yıldızlı pek iyi alırdım :D Kardeşim 4,5 yaşına kadar konuşamadı, şu an gayet normal konuşuyor. Bu yüzden Arya ne zaman konuşur, konuşur mu, konuşamaz mı hiç takılmadım zamanında. 

Gelelim "Diğer anneler ve komşu teyzelerin yorumları" dersine. Hah işte ben bu dersten de kesin çaktım. Çünkü Arya hiç yerinde durmuyor ve hiç susmuyor. Kız gibi(?!) oturup bebeklerle falan da oynamıyor. Bilemiyorum belki de unisex ruhlu bir çocuk Arya. Bu konuda herkesin bir fikri var. "Ay ne kadar hareketli.", "Erkek çocuğu gibi", "Maşallah(?!) hiç durmuyor yerinde", "Aaa erkek gibi top peşinde hep", "Arya, şöyle otursana kzım "hanım hanımcık(?!)" biraz" ... liste uzayıp gidiyor. Bir yerden sonra kendi çocuğu sakin ve söz dinleyen, bu yüzden de diğer anneleri hiç empati yapmadan yargılayan ve eleştiren annelerden rahatsız olmaya ve uzaklaşmaya başlıyorum. Bu noktada "Başkalarının çocukları ile kendiminkini karşılaştırmamak" dersinden zar zor geçsem de "Başka anneler ile kendimi karşılaştırmamak" dersinde pek de başarılı olamıyorum.



Bu noktadan sonra benim dersler ufak tefek farklılıklar gösteriyor Ceren'in karnesindekilerden :)

"Çocuktan sonra insan kalabilmek; hem anne, hem BEN olabilmek" dersi benim en zorlandığım ve kredisi en yüksek derslerden biri. Son zamanlarda yeni yeni geçer not almaya başladım sanırım. Bu yıla kadar her şey dört dörtlük olmalı kafasıyla sürekli yemek, temizlik, iş güç düzenini sağlamaya çalıştığım için insanlıktan çıkıp canavarlaştığım çok oldu. Her şeye yetişemeyince sağa sola sarıp evde terör estiriyordum. Çocuk ne yiyecek, ne giyecek, ne zaman uyuyacak... Yemek yapmalı, çamaşır yıkamalı, çocuğu parka götürmek lazım, oyun da oynamak lazım, uyku saatini çok geçirmemeli... Hepsi bir arada olmayınca üzerime üzerime gelen yetersizlik hissi... Ama bu yıl bıraktım ucunu. Yemek pişirmedim, dışarda yedik; temizlik yapmadım, arada bir temizlik için bir kadınla anlaştım; ütülenecek giysileri kaldırdım, ütü sıkıntısını minumuma indirdim. Yattım, gezdim, tozdum, okudum, yazdım. Daha mutlu hissettim. Evrim de bu yeni düzenden daha mutlu sanırım. Sonuçta sürekli gergin, sürekli koşuşturan, sürekli bir şeylere yetiştiremediği için şikayet eden bir Rüya yerine, "Amaaaaan boşver bu seferlik de böyle olsun" diyen bir Rüya daha iyi :D



"Ben olma" dersinden iyi not almaya başlayınca "Kocaya zaman ve ilgi verebilmek" konulu ders de epeyce kolaylaştı. "Halledilmesi gereken binbir tane iş var" kafasından "Salla gitsin"/ "Saldım çayıra, mevlam kayıra" kafasına geçince kocayla ilgilenmek için zaman ve bir takım aktivitelerin (?!) tadını çıkarmak için enerji bulabildim :D



Her ne kadar hiç bahsetmek istemesem de "Bağırmayan anne olma" dersinden kaldığımı yazmasam olmaz. En fazla 1 hafta dayanabildiğim kısa süreli denemelerim oldu. Ama bunu sürekli yapmam mümkün değil. Arya'ya bağırmayacağım diye kendimi sıkmaktan kafayı sıyırmam pek de güzel bir sonuç olmaz sanırım. Kendi akli dengem için bu "Bağırmayan anne olma" dersini bir daha almamaya kara verdim. Bağırmadan olmuyor anacım, bizi annelerimiz hep ninnilerle türkülerle mi büyüttü sanki! Terlikler, kötekler, çimdikler, ben sana evde sorarımlar size tanıdık gelmiyor mu yoksa? Benim çocukluğumda ve birçok arkadaşımın çocukluğunda bol bol var bunlardan. Hiç birimizin de psikolojisinde kalıcı etkiler bıraktığını sanmıyor, çünkü ne zaman konusu olsa hepimiz gülmekten kırılarak anlatıyoruz ne kadar yaramaz olup annelerimizi nasıl delirttiğimizi.



"Parkta, bahçede, denizde relax anne olma" dersinden ise %100 başarı ile geçtiğimin altına çizmek istiyorum ki yine "Saldım çayıra, mevlam kayıra" felsefesi ile kendime mevsimine göre ya sıcak ya serin bir köşe bulup Arya'yı salıyorum parka, bahçeye, denize. O oynarken ben kitap okuyorum, kafa dinliyorum. "Aman çocuğum, dur, yapma, etme" "Dikkat et, düşme"... neredeyse hiç kullanmadığım cümleler. Sadece "Arkadaşlarına zarar verme, kavga edersen eve gideriz haberin olsun." diyerek uyarıyorum o kadar.



Sonuç olarak şöyle bir bakarsak kaldığım dersler var, geçtiğim dersler var, sümen altı edip unutmak istediğim dersler var. Ama bu karnenin en ilginç ve güzel yanı 5 yıl içinde Arya ile büyüdüğümün ve değiştiğimin kanıtı olması.



"Mükemmel Anne" diye bir şey var mı bilmiyorum ama "Mükemmel Anne" olmaya çalışırken kendini paralayan bir sürü kadın var biliyorum. Yapmayın, yapmayalım! Sadece elimizden geleni yapıp akışına bırakmak en güzeli. 



30 Nisan 2018 Pazartesi

Yazmadığım 3 Ay ve Geçip Giden Kanser

3 aydır yazmamışım.

Başlıktaki kansere takılıp o yüzden yazmadığımı sanmayın. Onun da etkisi var ama sebep o değil.

3 ay önceki son yazıda "Sakin kal, çözüm üret." demiştim. Ben de bu 3 ay içinde bol bol sakin kalıp çözüm üretme antrenmanı yaptım. Arya'nın da günden güne büyümesi ile yaşadığımız sorunlar azalınca pek de yazma ihtiyacı hissetmedim. Bir de o son yazıdan sonra başka heyecanlar ve başka sorunlar girdi araya. Hikaye yarışmasına katıldım ve ilk 10'a girdim. Yarışmaya katılan 60 eser içinden 9. oldum ve gerçekten çok sevindim. İlk öykü yarışması için oldukça iyi bir başlangıç bence.

Gelelim kanser mevzusuna. Ufak tefek şikayetler için gittiğim kadın doğum uzmanım beni önce Smear ve HPV testi için aile hekimliğindeki ebeye; sonra HPV pozitif çıkınca da Trabzon'daki bir jinekolog onkoloğa yönlendirdi. Trabzon'da kan tahlili ve kolposkopi yapıldı. HPV için 20 gün beklemiştim, biyopsi sonucu için de 20 gün bekledim. Test sonucunu mail olarak attılar, ben de Hopa'daki jinekoloğuma yollladım. Gel konuşalım deyince sonucun kötü olduğunu az çok tahmin ettim. Evrim'le beraber gittik, doktor rahim ağzı kanseri olduğumu söyledi. Normalde doktorların kanserli dokularla birlikte rahmimi de alacağını ama kendi hocası olan Prof. Dr. Ali Ayhan'ın rahmi almadan sadece kanserli dokuları temizleyebileceğini söyledi. Profesör Başkent Hastanesi'nde olduğu için aynı günün gecesi apar topar Ankara'ya gittik. Ertesi gün muayneden sonra hastaneye yatışım yapıldı. Sonraki gün de ameliyat oldum. Yani kanser olduğumu öğrenip hastaneye yatmam ve ameliyat olmam 3 gün içinde gerçekleşti. Gelelim bu arada gelişen yan olaylara.



Kağan'ı (kardeşim) en son geçen yaz gördüğümüz için çok özlemiştik. Gelsin diye sürekli baskı yapıyorduk. Sonunda dayanamadı ve geliyorum dedi. Trabzon'a inip servise bindiği anlarda biz doktordan çıkmış ve kanser olduğumu öğrenmiştik. Evrim panik atakla sinir krizi aralığında gidip geliyor; ben uçak bileti bulmaya ve Ankara'da kalacak yer ayarlamaya çalışıyordum. Bir yandan da Evrim'i sakinleştirip iş yerinden izin almasını sağlamaya ve annemlerin acilen gelip Arya'ya bakması için durumu onlara anlatmaya çalışıyordum. Detaylı düşünecek çok vaktimiz olmadığı için Kağan üzülüp endişelenmesin diye ona benim değil de Evrim'in küçük bir mide operasyonu geçireceğini söylemeye karar verdik ki  keşke öyle yapmasaydık. Sonradan daha büyük sıkıntı oldu. Bir şekilde gerekli ayarlamaları yapıp eve geldikten kısa süre sonra Kağan  Hopa'ya vardı. Onu alıp direk yemek yemeğe gittik. Arkadaşlarımız da geldi ve durumu pek belli etmeden günü bitirdik. Gece annemler geldi İstanbul'dan, biz evden çıkıp uçağa binmek için Trabzon'a gittik. Her şey o kadar saçma sapan ve beklenmedikti ki tüm bunlar olurken babam Azerbaycan'da gezideydi ve biz ona da durumu söylemedik. Hatta hâlâ bilmiyor. Haftaya gelecek, gelince anlatacağım ve o burdayken ben yine Ankara'ya gideceğim kontrol için. 

Ankara'ya gidince bizi Hopa'daki doktorumun annesi, Ayşe teyze karşıladı ve bizi bir an olsun yalnız bırakmayıp her adımda çok yardımcı oldu. İlk gece yanımda refakatçi olarak kaldı, sonraki günlerde her gün uğrayıp mis gibi yemekler, kompostolar getirdi bize. 2. gün Şehnaz geldi, 3. gün Oktay. Onlar iş için mecburen İstanbul'a döndüler, o gün Manisa'dan teyzem geldi. Hastanede bir hafta kaldıktan sonra taburcu oldum ama  uçağa binme izni vermediler. 3-4 gün daha mecburen Ankara'da kalıp ameliyat sonrası biyopsi sonucunu bekledik. Sonuç temiz çıkınca evimize döndük. Her şey o kadar ani ve hızlı gelişti ki sanki ben değil de herhangi bir 3. şahıs kanser olmuş, ameliyat olmuş gibi hissettim. Etrafımdaki herkes özellikle de Evrim çok üzüldü, çok zorlandı, kendini zorlukla bir arada tuttu. Öğrendikten sonra Kağan da hem çok üzüldü hem de sakladık diye bize çok kızdı. 

İlk andan son ana kadar en soğukkanlı kalan kişi bendim sanırım. Sadece çok kısa bir süre ağlayıp huysuzluk yaptım ki o da ameliyatta burnumdan takılan boruyu ameliyat sonrası epeyce süre çıkarmadıkları için çok canım acıdığı içindi. Boru çıktıktan sonra epeyce rahatladım. Eve döndükten sonra da bir süre sonda yüzünden sıkıntı çektim ama ondan da kısa sürede kurtuldum. Kısacası her şey çok hızlı oldu bitti. Ne olduğunu çok anlamadan teşhis kondu, ameliyat oldum, test sonucu temiz çıktı. İyileşme sürecim de iyi gidiyor şükür. 10 Mayıs'a kadar raporluyum. 9 Mayıs'ta kontrole gideceğim ve büyük ihtimalle işe döneceğim. 

Kadınların 21-29 yaş aralığında üç yılda bir, 30-65 yaş aralığında yılda bir kez smear testi yaptırması ve beş yılda bir kez de HPV testi yaptırması gerekiyor ama kadınlar bu işlemlerde hatta hamile kalmadıkça jinekoloğa gitmekten bile imtina ediyor, çekiniyor maalesef. Ama düzenli kontrole gitmek çok önemli. 

Başımıza gelen kadar "Yok canım, bana bir şey olmaz." diyoruz ama aslında "Erken teşhis hayat kurtarır" sözü kulağımıza küpe olmalı! 



22 Ocak 2018 Pazartesi

Sakin Kal, Çözüm Üret, Anın Tadını Çıkar

          3 gündür aralıksız Arya ile birlikteyiz. Henüz delirmedim ve kıyamet de kopmadı :D 

          Okulların tatil olacağı gün yaklaştıkça korku, heyecan ve içten içe bir sakinlik -kaçacak yer yoksa mecbur kabulleniyor demek ki bünye- sarmaya başladı beni. Önce tatili evde geçirmeye karar verdim. Sonra Arya'yı tatil süresince özel kreşe vermeyi düşündüm ama tatilde açık olan kreşlerden birisini ben hiç istemedim; diğerinin kapasitesi doluymuş, onlar bizi kabul etmedi. Sonuçta kendimi Arya ile 15 günlük bir maratonda buldum. Bugün 3. gün. Maşallah diyeyim, dilimi ısırayım, popomu kaşıyayım.... nazara karşı bildiğim tüm hurafeleri gerçekleştirip düzeni nasıl sağladığımızdan bahsedeyim.

           Tatilin iyi gitmesindeki en büyük etken Arya'nın onun için belirlediğimiz yeni kurallara ve düzene alışmış olması. Ama bu tabi çat diye bir günde olmadı. Yeni yıl tatilinden önceki Cuma günü, Arya'yı kreşten alırken öğretmenine "Arya nasıl? Davranışlarında bir gelişme var mı?" diye sormuştum. Öğretmeni de "Ben de sizinle bu konuyu konuşmak istiyorum. Bugün yine sınıfta sorun yaşadık. Arayacağım sizi, haftaya görüşürüz." demişti. Tabi ben iyi bir şey duymayı beklerken bunu duyunca çok üzüldüm. Arya ile konuşup yeni kurallar belirledik ve bu kurallara sıkı sıkıya uyuyoruz evde. Arya ilk başta her şeye aşırı tepkiliydi ve bu tavrı yüzünden bir süre tv izleme ve bakkala gitme hakkını kullanamadı. İkinci hafta durumun ciddiyetini ve bizim tavrımızın değişmeyeceğini kavramaya başladı. Artık günde sadece 3 çizgi film hakkı var. İzlediği çizgi filmleri belli kriterlere göre seçebiliyor. Kavga, gürültü, yaramazlık ya da şiddet içeren çizgi filmleri izleme izni yok. Pijamaskeliler,  Scooby Doo, Uğur Böceği ve Karakedi tarih oldular. TRT Çocuk'ta yayınlanan Aslan, Canım Kardeşim, Niloya, Rafadan Tayfa ve Hapşu gibi çizgi filmleri izlemek serbest ama tek seferde 3 tane çizgi filmi geçmiyoruz. Gün içindeki duruma göre akşam yemeğinden sonra da +3 çizgi film hakkı kazanabiliyor. Çizgi film izlerken biz de mümkün oldukça yanında oluyoruz ki hem sınırı aşmasın hem de istemediğimiz tarzda çizgi filmler izlemesin. Başlarda sürekli yalvarıyordu "Annecim/Babacım, lütfeeeeen biraz daha izleyeyim, lütfeeeeen!" diye ama baktı ki biz hiç taviz vermiyoruz artık durumu kabulleniyor. Arada bir yine deniyor şansını, biz sakince "Arya böyle yaparak hiçbir şey elde edemezsin. İstediğini bu şekilde yaptıramazsın canım." diyoruz. Eskiye nazaran çok daha kolay halloluyor sorunlarımız. 

          Tv sınırlamasıyla konunun ne alakası var diyecek olursanız şöyle ki: ben uzuuuuuun zamandır tv izlemenin Arya üzerinde olumsuz etkileri olduğunun farkındaydım. Daha önce de defalarca kez televizyonsuz hayat fikrini gerçekleştirmeye çalıştım ancak eninde sonunda yine tv karşısında buluyorduk kendimizi. Kreşte de, evde de sorunlar azalacağına gittikçe artınca Arya'yı daha dikkatli gözlemlemeye başladım. Çizgi filmlere bir bağımlılık geliştirdiğini, tv kapalıyken bile oynadığı oyunlarda hep çizgi filmlerdeki karakterleri taklit ettiğini, bebeklerini onlar gibi seslendirdiğini/oynattığını gördüm. Geceleri de sık sık kabus görüyordu. Sonunda öyle ya da böyle zararlı bulduğum çizgi filmleri hayatımızdan çıkarmayı kafama koydum. Televizyonu tamamen yasaklayamayacağımızı anlayınca bazı sınırlar ve kurallar getirelim dedik. Arya'nın yaşına uygun, eğitici, öğretici, eğlenceli çizgi filmleri ailecek izleyerek ve çizgi filmdeki doğru/yanlış hareketler üzerine konuşarak bunu da kaliteli bir ebeveyn-çocuk aktivitesine dönüştürdük. Zararlı çizgi filmler olmayınca hem Arya'nın gece kabusları ve hırçınlıkları hem de bizim Arya'nın huysuzluklarına katlanma kabusumuz bitmiş oldu. 

          Tatilde neler yaptığımıza gelecek olursak, Cumartesi günü yemyeşil bahçesi olan deniz kenarında bir mekanda ailecek kahvaltı yaparak başladık tatile. Arkadaşlarımın verdiği legolar sağolsun, Arya bizi hiç rahatsız etmedi. Hatta yeni arkadaşlarıyla legolarını paylaşarak gayet başarılı bir oyun ortamı oluşturdu kendi kendine. Kahvaltıdan sonra içinde çocuk oyun alanı bulabileceğimiz tek yer olan İstanbul Bazaar'a gittik. Arya eğlence parkında epeyce oynayıp eğlendi. Biz de fırsattan istifade Evrim'le biraz alışveriş yaptık :D  Dönüş yolunda Arya yorgunluktan uyuyakaldı. İlk günü başarıyla tamamladık.




          Pazar günü kahvaltıdan sonra Arya'nın tatil kitabından alıştırmalar yaptık. Sonra Arya dışarı çıkıp bisiklet sürmek istedi. Sahilden bisikletle her zaman gittiğimiz, yanında çocuk parkı olan caféye gittik. Arya orada da arkadaş buldu kendine. Oynadı, yoruldu, eve gelince de duş alıp, karnını doyurup kolayca uyudu. Bugün de yine kahvaltı, oyun, tatil kitabı, derken günün büyük kısmı geçti. Ben arada evi temizledim. Akşamüstü Arya parka gitmek istedi, gittik. Eve gelince 2 tane çizgi film izledi. Süresi bitince biraz oyuncakların ile oynayabilirsin, sonra uyku vakti dedim. Arya önce oyuncakları ile oynamak istemedi. Dişlerini fırçalayıp odasına gitti ama fikrini değiştirip uyumadan önce "Hadi, legolardan dinozor yapalım birlikte" dedi. Dinozoru yaptıktan sonra haklarını kullanarak 3 tane masal seçti. Saat 9 gibi de sorunsuz uyudu maşallah :)

          
          Evde belirli kurallar, değişmeyen bir düzen ve taviz vermeyen, ortak hareket eden ebeveynler olunca işler epeyce kolaylaşıyor. Başka konularda çıkan sorunlar bile eskiye nazaran çok kısa sürüyor ve kolayca hallediliyor. Arya, o ne yaparsa yapsın bizim tavrımızın değişmeyeceğini anlayınca boş yere inatlaşıp ağlayıp zırlamıyor. Yapsa bile çok çok kısa sürüyor. Tabi ki her şey çok katı kurallarla işlemiyor. Doğru zamanda doğru kuralları uygulamak, gerektiğinde, mantıklı bir sebep varsa, istisna olduğunu çocuğa anlatarak, kuralları biraz esneterek orta yolu bulmak herkes için daha kolay ve daha işlevsel oluyor. Unmarım kurduğumuz düzen bozulmadan böyle devam ederiz.

         Edit: Yayınladıktan sonra dönüp bakınca başlığın ilham kaynağını anlatmadığımı fark ettim. Bugün parktan dönerken Arya çok yorulduğunu, evin çok uzak olduğunu, gidemeyeceğini söyleyerek sızlanmaya başladı. Hopa'da akşam 6-7'den sonra tek toplu taşıma aracı olan dolmuşlar bile çalışmıyor. Yani eve kadar mecbur yürüyeceğiz. Bir çare bulmazsam Arya yol boyu on kez durup sızlanacak. O sırada aklıma Arya'ya bilmece sormak geldi. Bu ara Arya bilmecelere sarmış durumda. Ben sordum, sen sordun derken güle eğlene eve geldik hiç sızlanmadan ve hiç durmadan. Hatta epey de eğlendik yolda. Kıssadan hisse kriz anında kendimizi kaybedip krizi körüklemek yerine sakin kalıp akılcı bir çözüm bulmak daha faydalı oluyormuş, test ettim onayladım :D Tavsiye ederim: Sakin kalın, çözüm üretin, anın tadını çıkarın!



20 Aralık 2017 Çarşamba

Deneyimli Ama Mutsuz Bir Anne...

Bloğu açarken "Acemi Ama Mutlu Bir Anne" ismini seçmiştim. Şu anda ise başlığı "Deneyimli ama Mutsuz Bir Anne" olarak değiştirmek geçiyor aklımdan.

Yorgun, bezgin, kızgın, kırgın, çaresiz hissediyorum çoğu zaman. Yaz sonunda başladım çökmeye sanırım. Önce sağlıklı beslenmenin ipini bıraktım; sonra sporu bıraktım. Derken kendim için yaptığım her şeyi bıraktım. Aldığım kitaplar raflarda tozlanıyor, bloga kaç aydır tek yazı yazmadım. Kendimi bıraktım yolda bir yerde. Aynaya bakmak gelmiyor içimden, es kaza denk gelirsem aynada kendime, iyice sıkılıyor canım çünkü giderek çöktüğümü yaşlanıp yok olduğumu hissediyorum. 

Sürekli geçiştiriyorum. İyiyim, iyiyiz, her şey yolunda, sağlık problemimiz yok, iş problemimiz yok, ev problemimiz yok... Eee daha ne olsun? Her şey yolunda işte!

Öyle mi gerçekten?

Maalesef değil!

Ben benden gidiyorum. İstediğim kişi olmaktan giderek uzaklaşıyorum. En sevdiğim şey yazmak, aylardır yazmıyorum. Hikaye yazmayı geçtim, bloga bile yazmıyorum. Beni besleyen, geliştiren, yeni dünyalara açılmamı sağlayan şey okumak ama çoğu zaman oturup doğru düzgün 1 sayfa bile okuyamıyorum. 

Geçen sene birçok şeyi Arya uyuduktan sonra yapıyordum. Ama bu sene Arya uyumuyor. Gündüz kreşte uyuduğu için gece 10-11 hatta 12'ye kadar uyumuyor. Yatağına yatsa bile yüz tane masal okumamı istiyor, o uyumadan odadan çıkarsam da kıyamet kopuyor. 11'den, 12'den sonra da benim hiçbir şey yapacak halim kalmıyor. Hatta çoğu zaman Arya'nın odasında sandalyede uyuyakalıyorum.

Geçen sene Evrim'in çalışma saatleri birçok şeyi paslaşarak yapmamıza olanak tanıyordu, bu yıl öyle değil. Bu yıl her şey karman çorman, çorba gibi. Spor yapacak vakit yaratamıyorum, sağlıklı beslenecek yemek düzenini oturtamıyorum. En önemlisi de yorgun ve mutsuz olduğum için neyi nasıl yapacağımı düşünemiyorum bile. Her şey gözümde büyüyor, büyüyor, dağ gibi oluyor, dev gibi üzerime üzerime geliyor. Kaçmak istiyorum. 

İstediğim şeyleri yapamıyorum! Evet derdim bu! Hep istemediğim şeyleri yapmak zorundayım! Oysa ben biraz da bencillik yapmak istiyorum.

Huzurla oturup yemek yemek, lafım bölünmeden konuşmak, on kere kalmak zorunda olmadan film izlemek, kitap okumak, çocuğu kreşten kim alacak, kim bakacak diye dert etmeden sinemaya, spora, markete, arkadaşıma gidebilmek istiyorum. Akşama çocuk ne yiyecek diye planlama yapmak zorunda olmak, yorgunluktan ölürken yere dökülen çorbaları, yemekleri, kırıntıları, oyuncakları toplamak, her gün çamaşır yıkamak, o uyusun diye her gece aynı masalları yüz kez okumak, çocukla "kaliteli zaman" (?!) geçirme zorunluluğunu hissetmek İSTEMİYORUM! 

Rol yapacak, yalan söyleyecek değilim. Çok yoruldum, ANNELİK görevlerimden çok yoruldum. Evet, biliyorum, tüm bunları çocuk yapmadan önce düşünmeliydim. Evet, biliyorum kendi özgür irademle çocuk yapmaya karar verdim. Evet, bir anne olarak sorumluluklarım var. Evet, biliyorum dünyada ne kadar büyük sorunları olup da yerimde olmak için her şeyini verecek anneler var. AMA tüm bunları bilmek kendimi daha iyi hissettirmiyor işte!

Ne yapacağımı, bu depresif halden nasıl çıkacağımı bilemiyorum. Sinirlendikçe, üzüldükçe çikolataya, tatlıya, kahveye saldırıyorum. Geçici olarak rahatlamamı sağlıyor ama yediklerim olduğu gibi vücuduma kilo olarak ekleniyor. Bir şekilde daha iyi hissetmenin düzgün bir yolunu bulmam gerekiyor. Sanırım bir süreliğine yemek pişirmek, temizlik yapmak, ev toplamak gibi görevlerimi (?!?) askıya alacağım. "Yapmak zorunda" hissettiğim her şeyi görmezden geleceğim bir süreliğine... 

28 Eylül 2017 Perşembe

Sil Baştan Uyku Eğitimi

2014 yılındaki şu yazımdan sonra Arya'ya nazar değdi.

4 yıl içinde Arya'nın uyku düzeni defalarca kez değişti. Bebekken kendi kendine uyuyordu, sonra uykusuz geceler, ayakta sallamalar başladı. Sonra zor da olsa sallamaktan kurtulduk, Arya tekrar kendi kendine uyumaya başladı. Taa ki gök gürültülü, yağmurlu bir gece yalnız yatmaktan korkana dek... "Anne çok korkuyoyum" dedi, o gece ve sonraki gök gürültülü gecelerde birlikte uyuduk ve Arya bir daha yalnız uyumayı kabul etmedi. O zamandan beri Evrim'le her gece nöbetleşe Arya ile birlikte yatıp, masal anlatıp o uyuyunca yanından kalkıyorduk. Ama bu yıl kalkamaz olduk. İşten güçten o kadar yoruluyoruz ki Arya'dan önce biz uyuyakalıyoruz. Uyanık olan diğerini Arya'nın yanından kaldırıp yatağa götürüyor. Kısacası akşam 9-10 biz Arya ile tavuk gibi uyuyoruz.

Okul açıldığından beri her gece Arya'yı uyuturken uyuyakaldığım için işlerim yarım kalıyor. Bu durumdan kurtulmam, bu uyku işine bir çare bulmam gerekiyordu. 2-3 gecedir Arya ile yatmıyorum, Arya'nın yatağının yanına oturup masal okuyorum, sonra iyi geceler dileyip o uyuyana kadar odasında kalıyorum. Gündüz epeyce yorulduğu için uyuması pek uzun sürmüyor şükür. Bu yöntemi denemeye karar verdiğimde Arya çok tepki gösterir sanmıştım ama gıkı bile çıkmadı. Daha ilk geceden uyum sağladı. Demek ki o da hazırmış. Zaten bugüne dek Arya ile aşama kaydettiğimiz, başarılı olduğumuz her durumda Arya'nın hazır olması ve uyum sağlaması etkili oldu. O hazır olmadığında 1cm bile ilerleyemezken, hazır olduğunda her şey çok kolay ve hızlı oluyor.



Bebek sahibi olmaya karar verirken aslında hiçbir şey bilmiyor insan. Hamileyken / bebek beklerken okunan tüm o kitaplar hep teorik. Herşey yaşadıkça görülüp öğreniliyor. Metodlar, yöntemler, denemeler... Esas nokta bebeğin/çocuğun sahip olduğu mizaç ve hazırbulunuşluk seviyesi. Yoksa zorla güzellik olmuyor. Ek gıdaya geçiş, memeyi bırakma, tuvalet eğitimi, uyku eğitimi, kreşe alışma... Hepsi zor ve sancılı süreçler ama ilk denemede vazgeçmemek lazım. Israrla üst üste, aralıksız denemeye devam etmek de doğru değil. Ara ara deneyerek bebeğin/çocuğun hazırbulunuşluğu ölçülmeli. Doğru zaman geldiğinde işler kolaylaşıyor. Aksi taktirde iki taraf için de işkence haline gelebilir bu süreçler.

Çocuklu hayat hergün yeni bir macera, işte bu yüzden acemilik hiç bitmiyor bence. Bir şeyde deneyim kazandım derken başka başka yeni sorunlar / durumlar çıkıyor ortaya. Bir sorunu birkez çözünce bir daha yaşamayız sanmak naiflik maalesef. Mesela ben şu anda 2-3 gecedir işe yarayan yeni uyku rutinimizi anlatıyorum ama aynı metodun 1 ay sonra, hatta yarın gece bile işe yarayıp yaramayacağını bilmiyorum. Yine de denemeye değer olduğunu söyleyebilirim :)




11 Eylül 2017 Pazartesi

ACI GERÇEKLER

YAPMAYIN! 

Çocuk Yapmayın! Delirmek istemiyorsanız, mevcut hayatınızı bitmeyen bir kaosla değiştirmek istemiyorsanız çocuk yapmayın!

Sakın "Aman kızgınlıkla yazmış işte, hiç öyle şey olur mu?" diye düşünmeyin. Kızgınlıkla değil, gayet rasyonel verilerle yazıyorum bu yazıyı. Arya 4 yaşında ve bu 4 yılda muhteşem anlarımızla b.ktan anlarımızı kıyaslarsak b.ktan anlarımız açık ara kazanıyor.

Çocuğunuz olduğu andan itibaren siz artık yoksunuz. Tüm konuşmalar çocuğa bağlanacak, tüm planlar ona göre yapılacak ve yine tüm planlar ona göre bozulacak. Çünkü o çocuk ya ateşlenip hastalanıp kusacak, ya üşütecek öksürecek, olmadı uyuyakalacak. Siz de eliniz böğrünüzde, hevesiniz kursağınızda, en şık ayakkabınız ve yapılı saç/makyajınızla kapının önünde kalakalacaksınız. Ya da daha da fenası size gelen misafirleri son dakka iptal edemediğiniz için hem hastalıkla hem de misafir hazırlığı ile başa çıkmaya çalışacaksınız.

Her gün yemek yapmak zorunda olacaksınız. Hatta o yemek beğenilmeyecek 2. belki de 3. kez yemek yapacaksınız. Yemeği yaparken paçanızdan çekiştiren "Hadiiii artııııık! Çok acıııktıııımmm! Daha fazla bekleyemem!" diye ağlayıp sizi delirten çocuk sadece 2 kaşık alacak ve "Doydum / Aç değilim. Çikolata istiyorum" diyecek. Bu arada siz mutfakta yemek yaparken kaşla göz arasında dolaptan aldığı meyve suyunu yeni aldığınız ya da yeni yıkattığınız halıya dökecek ve siz fark ettiğinizde leke çoktan kurumuş olacak. "Aman canım bir halı çocuktan kıymetli mi?" diyorsunuz değil mi? Benzer şeyler (koltuğa dökülen tarhana çorbaları, yoğurtlar, duvarlara sürülen boyalar, kapıya pencereye yapıştırılan kağıtlar/stickerlar, kırılan bardaklar, tabaklar, yerlere dökülen kuruyemiş kabukları, koltuğa/halıya yapışan/eriyip boyayan hamurlar, ekranı çizilen televizyonlar, camı kırılan müzik seti, kapısı bozulan buzdolabı, sizin biricik çocuğunuzun arkadaşınız yeni aldığı inox dolabı kaşla göz arasında çizdiği o an...) sizin evde de sürekli yaşandığı zaman konuşalım.






Dışarı çıkarken hazırlanmak bir mücadele, kapıdan dışarı çıkmak ayrı bir mücadele, eve dönmek apayrı bir mücadele olacak. En yakınlarınızın bile nişanına/nikahına/düğününe gitmek hayal olacak. Nişanı düğünü geçtim, şöyle ailecek dışarda yemek yemek bile büyük bir olay. İlk yıllar eşinizle karşılıklı yemek yemeyi unutun, bebeği o tutacak/gezdirecek siz yiyeceksiniz; sonra siz bebeği alacak gezdireceksiniz ki eşiniz yemeğini yiyebilsen. Hep gittiğiniz mekanlar bebek arabasını görür görmez surat asacak, sizi en diplere en köşelere oturtacak ki diğer müşteriler çocuktan rahatsız olmasın. Yolculuklarınızın hepsi taşınıyor gibi olacak: bezler mamalar, yedek kıyafetler, oyuncaklar, onsuz uyunmayan battaniyeler... Havaalanı bekleme kuyrukları sizin için yeni bir boyut kazanacak, bir süre sonra "Kusura bakmayın, müsadenizle ben öne geçeyim yoksa çocuk feryat figan ağlayıp kulaklarımızı patlacak" demeye alışacaksınız. 

Gittiğiniz her yerde gözünüz kulağınız hep çocukta olmak zorunda çünkü mazallah her an bir şey olabilir. "Olmaz ya, ben rahat anne olurum", dediğinizi duyar gibiyim. Ben de öyleyim ama bizim toplumumuz rahat değil. Her dk biri sizi uyaracak "Ay çocuk şu tarafa gitti, bir bakın başına bir iş gelmesin.", "Ay çocuk cama çok yaklaştı, ben çok tedirgin oldum, birşey olmasın. Dikkat edin, çocuk bu!". Herkes o kadar duyarlı, o kadar endişeli ve olaya o kadar müdahil olacak ki zaten size nefes alacak alan dahi kalmayacak.

"Büyüdükçe işler kolaylaşır. Gülü seven dikenine katlanır. O da büyüyecek işte!" Bunları da siz anne-baba olduktan sonra tekrar konuşalım. Çocuğunu çoktan büyütmüş, ununu elemiş eleğini asmış, sevgili büyüklerim, sizler de lütfen gece gündüz tam zamanlı olarak en az bir ay torunlarınıza bakın, geçmiş günleri şöyle bir hatırlayın, ondan sonra sizlerle de tekrar konuşabiliriz. Yok arkadaş, işler hiç de kolaylaşmıyor! Büyüdükçe aklı daha çok şeye eriyor, istekler artıyor, kendi fikirleri, kendi kararları oluyor. "Gelmicem! Gitmicem! Yemicem! Yatmıcam! Kalkmıcam! Onu giymicem!" ... liste uzar gider. Bir de istekler var tabi: "Çok sıkıldım, parka gidelim! Çok sıkıldım, benimle oyun oyna! Hadi dışarı çıkalım! Hayır eve gitmeyelim! Ben Ataların evine gitmek istiyorum, tam şimdi şu sn gitmek istiyorum!" O anda ne yaptığınızın ya da nasıl hissetiğinizin hiç önemi yok, önemli olan onun ne istediği! Çünkü artık siz diye bir şey yok! 


Peki hiç mi iyi birşey yok? Var tabi ama onları herkes biliyor yazmaya çok da gerek yok. Evet, çok seveceksiniz çocuğunuzu, o da sizi çok sevecek. Sarılınca dünyalar sizin olacak, bazı günler herşey yolunda gidecek, oh büyüdü artık çok şükür diyeceksiniz. Sonra yine herşey sil baştan!

Not: Ben de farkındayım ki şükretmeliyim. Sağlıklı ve çoooook güzel, çoooook sevgi dolu bir kızım var. Allah'a şükür sağlıklı ve bizim kızımız. Derdim Arya ile değil, tabi ki Allah sağlık sıhhat uzun ömür versin. Elbette büyüyecek ve bu günler arkada kalacak. Unutulacak inşallah. Ama demek istediğim çocuk sahibi olmak karşıdan göründüğü kadar kolay değil. Sevgi herşeyi halletmiyor. Hatta öyle anlar oluyor ki kısa bir anlığına sevgi yok oluyor, sadece içine düştüğünüz çıkmazlar kalıyor. Ama tabi ki annelik hormonları devreye giriyor ve sevgi her daim devam ediyor. Kendinizden iyice emin olmadan, tüm zorlukları göze almadan, "biyolojik saat" etkisiyle ya da çevrenin gazıyla çocuk sahibi olmayın. Çok iyi düşünün. Bugüne kadar yapamadığınız, hep yapmayı hayal ettiğiniz şeyleri bir kağıda yazın, listenizdekileri çocukla yapıp yapamayacağınızı ve yapma şansınızı çöpe attığınız için ne hissedeceğinizi de hesaba katın. Yukarıda anlatmadığın tonla konu, tonla örnek var ama hepsi aynı yere çıkıyor. Hayatınızın yaklaşık 10 yılını belki de 20 yılını bu kaos içinde yaşamaya hazır mısınız? Çok iyi düşünün!

17 Ağustos 2017 Perşembe

4 Yaş İçin Günlük Plan - İlk Gün Deneyimlerimiz

Dünden  devam :)

Bugün günlük planımızı uygulamaya başladık. Tabi ufak tefek değişiklikler yaptık gün içindeki durumlara göre. Sabah kalkıp kahvaltı yaptık sonra Arya bir süre kendi kendine oynadı ben de tatil valizimizi boşalttım. Benim işlerim bitince kuaföre gidip Arya'nın saçını kestirdik. Döndüğümüzde Arya babası ile oyun oynarken ben market alışverişine gittim. Alışverişten gelince Arya benimle de oynamak istedi; beraber Arya'nın odasını yıkıp, yeni ev yaptık mahsuscuktan :D Sonra Evrim'le yatak odasına tavan vantilatörü astık ki bu süreçte Arya'yı uzak tutmak için çizgi film saatini bu araya kaydırdık. Arya 20 dk Scooby Doo izledi ve biraz da telefondaki bebeklik, kreş vb kendi videolarını izledi.



Vantilatör işi bitince Arya'yı parka götürdüm. Saat 4 civarıydı sanırım. Yağmur başlayana dek 2 saat kadar parkta kaldık, Arya oynarken ben de kitap okudum :) Yürüyüş yolundaki banklarda oturup dinlene dinlene eve geldik. Arya duş aldı. Hanımefendi büyümüş, kendisi yıkanıyor, en son biz saçını ve vücudunu sabunlayıp çıkarıyoruz :) 

Arya duştan çıkınca biraz oyun oynadı, sonra yemek yedi. Birlikte balkona çıkıp Meraklı Minik dergisine göz attık, güneş siperliği olarak verilen etkinlik malzemeleri ile "Deniz Kızı Prenses Tacı" yaptık :)) Deniz canlıları dominosu ve hafıza kartları ile oyun oynadık. Çoğunlukla Arya kazandı ama arada bir benim de şansım yaver gitti :)


Oyunlar bitince Arya, "Bu gece babam uyusun benimle" dedi. Tamam dedik :) Tabi sadece Arya uyuyana dek yanında kalıyoruz. Uyumadan önce baba-kız bilgisayardan biraz dizi izlediler, sonra Evrim, Arya'ya masal anlattı ve uyudular.

Genel olarak başarılı ve rahat bir gün geçirdik. "Televizyon izlemek istiyorum" ve "sıkıldım" krizleri neredeyse hiç olmadı.  Praogramdaki 2 saat ekran zamanının yarısını bile kullanmadı Arya :) Programa birebir bağlı kalmadık ama bugünü değerlendirirsek genel hatları ile işe yarar bir program olduğunu söyleyebilirim :)