13 Ekim 2019 Pazar

Ela Lale el ele kaleye...

ölürsem eğer ela ile lale gelmesin ile ilgili görsel sonucu

Şu an beni ancak 1. sınıf velileri anlar. 

Okullar açılalı 1 ay oldu. Nasıl geçti hiç anlamadım! Ama işler giderek kızışıyor bizim evde. Okuma ödevleri beni benden alıyor. Eskiden ne güzel okuma fişleri vardı. Şimdi önce sesler sonra heceler, sonra kelimeler, en son cümleler öğretiliyor ki bence kesinlikle çok saçma! "L" harfini "lı" diye öğrenen çocuktan "la" hecesini doğru okumasını beklemek çok acayip bence. Çocuk "l"yi görünce "lı" diyor sonra "a" diyor. Oldu mu sana kırk yıllık "la" hecesi "lıa"! "Kale" kelimesi daha da feci "kıalıe" oluyor. Delirmemek işten değil!

Ela ve Lale'yi zar zor geçtik ama işler kolaylaşacağına zorlaşıyor. Ele, elek, leke, kelek, kek, el, al, kal... Hepsi birbirine benziyor. Sanki öğrenmesin de daha çok kafası karışsın diye uğraşıyormuşuz gibi hissediyorum. Cümleler o kadar manasız ki anlatamam. Kısacası bu okuma-yazma macerası çok zor ve mantığıma hiç uymuyor. 

Arya okuldan sonra etüt merkezine gittiği için çok şanslı hissediyorum kendimi çünkü hafta içi ödevlerini orada bitirip geliyor eve. Sadece hafta sonu birlikte bakıyoruz ödevlere. Aksini düşünmek bile istemiyorum. Evrim, biz evde eski usul fişlerle öğretelim diyor ama çocuğun kafasını iyice karıştırmak istemiyorum. Bu mevzuyu konuşurken fark ettik ki benim, Evrim'in ya da arkadaşlarımızın yaşıtları arasında ortaokula okuma yazma öğrenmeden gelen öğrenci hiç yoktu. Oysa şu anda benim çalıştığım ortaokulda bir sürü öğrenci var okuma-yazma bilmeyen.Yani bu yöntem biraz tartışmalı gibi. Bakalım nasıl ilerleyecek Arya bu mevzuda. İnşallah ben delirmeden o söker bu okuma işini.



15 Eylül 2019 Pazar

Korktuğum Kadar Olmadı Ama Yine Olsa Yine Korkarım

Arya 1. Sınıfa başladı!
Ben de 1. Sınıf çocuğu anası oldum artık :D



Tüm yaz aklımdaki deli soruları daha vakit var, başımıza gelince bakarız diyerek bastırmaya çalıştım. Sonra yaz bitti. Benim sıkıntıdan tüm vücudumu sivilce kapladı. Arya nasıl gidip gelecek, öğle arası ne olacak, ya biz okula varmadan okuldan çıkarsa, ya bizi bulamazsa, ya arkadaşlarına uyup onların evine ya da parka vs. giderse... Soruların sonu yok tabi! 

İlk haftayı olaysız atlattk çok şükür. Korktuğum başıma gelmedi, Arya bizi beklemeden okuldan ayrılmadı, etüte gitmek için bineceği servisi bulmakta da pek zorlanmadı. Hafta boyu en zor kısım öğle arası eve gelip gitmek, derslere yetişmekti benim için. Onu da bir şekilde kotardık. Bunlar iyi kısımdı. Gelelim okul ile ilgili daha ciddi probleme. 

Arya'yı evimizin karşısındaki devlet okuluna yazdırdık Temmuz ayında. Okulda bu yıl 6 adet 1. sınıf var, 6 adet sınıf öğretmeni. Bu öğretmenlerden 2 tanesi yaşadığımız ilçede tanınan, böyle baya ünlü, aranılan, peşinde koşulan hocalar. Hal böyle olunca herkes çocuğunu onların sınıfına yazdırmak istiyor. Okul da geçen senenin sonunda karar alarak "Noter huzurunda kura çekilecek" dedi tüm velilere. Sonra ne mi oldu? Yaz boyu araya sokulan hatırlı tanıdıklar, el altından yapılan bağışlar, açıktan yapılan baskılar... Kura noter huzurunda değil kapalı kapılar ardında tek bir veli bile içeri alınmadan yapıldı! Tüm mevki ve "hatırlı" tanıdık sahiplerinin çocukları o "meşhur" iki öğretmenin sınıfına yerleşti. o sınıfların mevcudu 34'e çıktı, diğer sınıfların mevcudu 26-27. Milli Eğitim'e gidip durumu anlattığımda aldığım cevap: "Her işte bir hayır vardır Hocam, çok seversiniz, çok memnun kalırsınız belki siz de öğretmeninizden" oldu. Kızdığım şey kızımın o sınıfa kayıt edilmemesi değil, kızdığım şey adil bir kura yapılmaması, insanların aptal yerine konulması ve bunun göz göre göre alenen yapılması! Bunu yapanlar dolandırıcı değil, sözüm ona "öğretmen"! Yapılmasına göz yumanlar da yine öğretmen, doktor, hemşire, makam, mevki sahibi insanlar! Demem o ki iyi okul, kötü okul mevzusu çoooooook geniş bir bataklık! Bunu belirtmek zorunda hissetmek bile çok acı ama Arya'yı sonradan o sınıflara kaydetmek için fırsatım oldu ama kılımı bile kıpırdatmadım. Öyle bir ahlaksızlığa kıyısından köşesinden bile bulaşsın istemedim kızım. Kısmetimizde ne varsa o olsun şansımız. Öğretmenini sevdi Arya, öğretmeni de onu sevmiş. Gerisi nasıl olsa hallolur.





Sınıf ve öğretmen konusunda karara varıp huzura erince günlük meselelere geri döndük. Beslenme çantasına ne koyalım, yanına harçlık verelim mi gibi sorulara odaklandık. Evrim'le ilk konuşmamızda günlük 2-3 tl harçlık vermeye karar vermiştik ama sonra beslenme çantasına yiyecek koyduğumuz, yanına suluk aldığı ve öğle arası da eve gelip beraber  yemek yediğimiz için harçlıktan vazgeçtik. Sadece çantasına bir miktar para koyduk ama sadece su almak için kullanabileceğini söyledik. Öğretmenimiz de 2. gün "Kantinden alışveriş yapmasın öğrencilerimiz, yanlarına kuruyemiş, meyve ya da evde kendi yaptığınız tost/poğaça/keklerden koyun lütfen" diye mesaj yolladı tüm velilere. Böylece abur cubur yemesinin önüne geçtiğimizi düşündük ama pek öyle olmadı maalesef. Çünkü harçlık verilen diğer öğrenciler kantinden bir şey alınca Arya'ya da veriyorlar. Hatta bir arkadaşı oyuncak top bile almış Arya'ya :) Bu konuyu nasıl çözeriz henüz bilmiyorum. Arya ile konuştum tabi ki ama işe yarayacak mı göreceğiz.


Okulla ilgili mevzular beslenme ile bitmiyor tabi ki. Okul sonrası var daha bunun. Arya okulda dersler bitince okul bahçesinden servise binip yakındaki bir etüt merkezine gidiyor. Haftada 5 gün, günde 3 ders, ücret servis dahil 600 tl. İngilizce, Ruşça, Matematik, Drama, Resim, Müzik, Satranç dersleri var. Her gün 1 ders ödev zamanı var. Aryaların henüz ödevi yok ama o saatte tekrar yapıyorlar sanırım. Dersler 15.00'da başlayıp 17:20'de bitiyor. Arya 6'da evde oluyor. Düşününce sabah sekizden akşam altıya kadar okul, ders, etkinlik 6 yaş çocuğu için çok fazla geliyor bana. Bence 6 yaş hâlâ oyun yaşı ama maalesef elimden gelen bir şey yok. Çalışan annelerin çocukları bu düzene mahkum sayılır. Tek alternatif çocuğun okul çıkışı bakıcı ya da varsa büyükanne-büyükbaba gözetiminde evde vakit geçirmesi ki maalesef bizim öyle bir şansımız yok Hopa'da. 

Şimdilik Arya okul çıkışı her gün gidiyor etüte ama biraz zaman geçip düzen oturunca havanın güzel olduğu günlerde etüte göndermek yerine parka, bisiklet binmeye ya da spora götürmeyi planlıyorum Arya'yı. Bakalım ilk haftalar bir geçsin. Bu arada okul deneyimleri il ilgili biraz daha okuyayım, okudukça yalnız olmadığımı göreyim diyorsanız şöyle buyrun:

Öğrenen Anne

Böyle Şeyler Olabilir


Tüm haftayı okulda/etütte geçirince hafta sonu eğlenceli bir şeyler yapmazsak olmaz tabi ki :) Cuma akşamı bisiklet ve kum parkı, cumartesi sabahtan kapalı oyun parkı, öğleden sonra deniz. Bugün için de yine bisklet ve park planımız vardı ama hava feci bozdu. Dün denize girerken bugün camdan yağmuru izliyoruz. Bugünün planlarını hafta içine kaydırdık, inşallah hava açar hafta içinde.



9 Eylül 2019 Pazartesi

Aklım Çıkıyor

Yaz boyu ara ara gelen krizleri bastırdım hep ama artık kaçıp saklanacak yer kalmadı. Bugün itibari ile Arya 1. Sınıfa başlıyor ve ben şu an stresten çatlamak üzereyim.

Arya'nın sınıfı kocaman bir binanın en üst katında. Büyük insan bile zor bulur. Her teneffüs in çık yapmak çok zor. Tuvaletler alaturka ve ne sabun ne de tuvalet kağıdı var. Öğle arası 1 saat ve okulun kapıları açılıyor. Çocuklar dışarı çıkabiliyor öğle arası. Benim ders giriş - çıkış saatlerimle Arya'nınki hemen hemen aynı ama gelip gitme süresini hesap edince işler karışıyor. 4 gün son saatlerim boş ama 1 gün son saat dersim var, o da bugün! Evrim 12-24-Boş-24-12 şeklinde vardiyalı çalışıyor. Saatleri hiç uymuyor neredeyse.

Ne olacak, nasıl olacak, ne yapacağız hiç bilmiyorum. Çok gerginim, çok endişeliyim. Biliyorum ilkokula başlayan ne ilk ne de tek çocuk Arya değil ama gel de anlat işte içime bunu!



30 Ağustos 2019 Cuma

Bu Yazıyı Yazmak Boynumun Borcu

Bu blogu açmamın 3 sebebi vardı:

1. Arya büyüdüğünde okusun, ona hatıra kalsın,
2. Benim gibi acemi annelere ışık olsun, bir yararı dokunsun,
3. Yazmayı çok sevdiğim için yazdıkça ruhum doysun.

6 yılın ardından bakınca ilk 2 yılı saymazsak son 4 yıldır yola neden çıktığımı unutup blogu ağlama duvarına çevirmişim. Hep şikayet, hep hezeyanlar... 2-3 yazı da bir biraz pozitif, biraz umut vaadeden yazı olsa da genel atmosfer kâbus gibi (" ^ "işareti artık kullanılmıyor biliyorum ama kabul edemiyorum. Hiç "kabus"la "kâbus" kelimesi aynı mı şimdi Allah aşkına!).

Gelelim şimdi neden yazıyorum. Dün gece 6 yıllık anneliğimin en kötü gecesi olabilirdi. Allah'tan kıyısından döndük. Arya babası gelene dek bizim yatakta uyumak için izin alıp bizim odada yattı. Tavanda kocaman bir pervane var ve daha önce Arya'yı defalarca kez pervaneden sarkan zincirlere uzanmaması için uyardık. Ama tabi yine de birkaç kez tam iş üstündeyken yakaladım Arya'yı. Dün gece de yattıktan 2 dk sonra zincir sesi duyunca koşarak yatak odasına gittim ve Arya'yı tam kendini yatağa atarken yakaladım. Hiç ne yaptığını sormadan sürükleyerek yataktan kaldırıp kendi odasına attım Arya'yı. "Cezalısın, bir daha bizim odamıza girmeyeceksin!" diyerek azarladım. Arya ne olduğunu anlayamadı ve ağlamaya başladı. "Ama ben bir şey yapmadım." deyip durdu. Hiç dinlemedim.  Sinirli sinirli işaret parmağımı sallayarak tehditkar bakışlar eşliğinde "Çabuk yatağına yat ve uyu!" dedim.

Arya yattı ama içli içli ağlaması kesilmedi. O ağladıkça ve benim ilk andaki korkuyla karışık öfkem geçtikçe pişmanlık hissi ağır basmaya başladı. Sonunda dayanamayıp yanına gittim. Onu kaç kez pervane ile ilgili uyardığımızı, o zincerlere asılırken pervanenin tavandan çıkıp üstüne düşebileceğini, onu yaralayabileceğini anlattım. O zaman Arya: "Ben pervanenin zincirine asılmadım ki! Dışardan ses duydum, kalktım perdenin zincirini çekip açtım, dışarı baktım. Sonra da senin geldiğini duyunca hemen yatağa atladım anne." dedi. Hatta kalkıp ne yaptığını, nasıl yaptığını gösterdi ve duyduğum sesin nereden geldiğini görmüş oldum. O an hissettiğim pişmanlık iyice arttı tahmin ettiğiniz gibi. Arya'yı kucağıma alıp özür diledim. Onu çok sevdiğimi ama çok yorulduğumu anlattım. Arya bana anlamaz gözlerle baktı.

Nasıl anlatılır ki 6 yaşında bir çocuğa hayatın bazen insanı çok zorladığı, üstüne üstüne gelip köşeye sıkıştırdığı, kendi kararlarını sorgulattığı, pişmanlık duygusunun ağır bastığı sonra vicdan azabının pişmanlıkları da bastırdığı? Anlatamadım. Sadece tüm gün onun peşinde koşturmak zorunda kalınca, istekleri hiç bitmeyince, o sürekli mızmızlanınca, avaz avaz bağırarak konuşunca, koltuktan koltuğa atlayınca, koridorda bir o yana bir bu yana koşunca, dur, yapma, etme, yavaş dediğim halde beni hiç dinlemeyince kendimi çok kötü hissettiğimi, çok sinirlendiğimi, sinirlenince aslında hiç yapmak istemediğim şeyleri yaptığımı anlatmaya çalıştım. En sonunda da "Eğer sen bu saydıklarımı yapmazsan, daha sakin anlatırsan isteklerini, yaptığımız planlara uyarsan, kendine ya da başkalarına zarar verecek şeyler yapmazsan ben de yorulup sinirlenmem ve sana bağırmam" dedim. "Tamam annecim" dedi, sarıldık, öpüştük koklaştık ve Arya uyudu.

6 yıldır (vay be 6 yıl olmuş tanışalı Ceren) hep olduğu gibi Öğrenen Anne, Ceren'le konuşmalarımız (ilk başlarda sadece yazışmalarımız :) kendimi anlamama yardımcı oluyor. Kendi annemle olan ilişkim, çocukluğum, genç kızlığım... her şey o kadar etkiliyor ki Arya ile olan anne-kız ilişkimizi. Geriye dönüp irdeledikçe, aynı hataları yapmak istemedikçe, yani çırpındıkça durumu kurtaracağıma daha da batırıyor gibiyim her şeyi.

Ne kadar istemesek de büyüdükçe annelerimize benziyoruz. Okuldan eve 5 dk geç kalsam annem mahalleyi ayağa kaldırırdı. Hiç anlam veremezdim. "Anne olunca anlarsın." derdi annem. Şimdi şimdi anlıyorum. Arya ilkokula başlayacak. Kafamda deli sorular: "Ya ben almaya gitmeden önce okuldan çıkarsa, ya eve gelmezse, ya arkadaşlarına uyar başka yerlere giderse, ya başına bir şey gelirse... Ne yaparız? Nasıl buluruz Arya'yı?" O kadar gerginim ve o kadar hazır hissetmiyorum ki kendimi, patlamaya hazır barut fıçısı gibiyim günlerdir. En ufak bir şey de coşuyorum, kırıp geçiriyorum ortalığı. Bir de epeydir beni geren başka bir konu daha var.

Kiracı olarak oturduğumuz şu anki evimizde alt komşumuz yaşlı bir kadın. Tek başına yaşıyor ve türlü türlü hastalığı var. O kadar suratsız, o kadar aksi ki... Bizi birkaç kez ev sahibimize ve apartman yöneticisine şikayet etti. Ama bildiğin iftira atarak. Güya biz Arya'yı evde yalnız bırakıp gidiyormuşuz, çocuk tepiniyormuş, bağırıp çağırıyormuş, evin içinde at gibi koşturuyormuş ve daha neler neler! Şikayet etmekle de yetinmiyor olur olmadık zamanda sopayla tavana vurarak bizi taciz ediyor. Olur olmadık diyorum çünkü mesela gündüz vakti evde temizlik yapılırken, elektrik süpürgesinden rahatsız olup vuruyor tavana. Mutfakta sandalyeyi çekip sofraya oturduğumuzda vuruyor. Bazen evde çıt çıkmazken, Arya evde bile değilken, durduk yere can sıkıntısından vuruyor.

Tatilden önce evde temizlik yapılırken yine tavana vurunca hiç üşenmedim, indim aşağıya, çaldım kapısını: "Teyzecim, n'oldu? Rahatsızlandınız mı, bir şey mi oldu? Yardım için mi vurdunuz acaba tavana?" dedim. "Hayır yani evde temizlik yapılıyor, herhalde gürültü için vurmadınız?" diye ekledim hemen belki utanır diye. Ama nerdeeee? Açtı bayramlık ağzını, yumdu gözünü teyze: "Temizlik gürültüsü değil bu, yalan söyleme! Bana inat olsun diye mahsus yapıyorsunuz. Beni delirtmek için yapıyorsunuz. Madem böyle yaramaz çocuğunuz var, giriş katından ev tutsaydınız. Sabah akşam koşuyor, tepemde gacur gucur eşyaları itip çekiyor. Gözüme uyku girmiyor aylardır........"

Sabır deyip derin bir nefes aldım ve gayet sakince: "Teyzecim, biz ailecek evden sabah 8'de çıkıp akşam 5'te giriyoruz. Çocuk 8'de, en geç 9'da uyuyor. Yani 5'ten 8'e - 9'a, hepi topu 3- 4 saatcik evde ve uyanık oluyor benim çocuğum. Onda da tabi ki put gibi oturmayacak. Hafta sonu desen zaten park bahçe geziyoruz, evde değiliz. Akşamdan akşama 4 saat katlanacaksın yapacak bir şey yok. Çocuğu bağlayacak halimiz yok ya!" dedim ve onu hâlâ söylenirken bırakıp eve döndüm ama o günden beri yere iğne düşse benim tüylerim değil tüm saçlarım diken diken, sinirlerim laçka. Sürekli tetikteyim. Arya gürültü yapmasın, kadın sopayla vurmasın diye yırtınıyorum. Biliyorum çok saçma ama engelleyemiyorum kendimi. Kadın ayarlarımı bozdu.

Yine destan yazdım. Ama yazmadan olmuyor işte!

Uzun lafın kısası mümkün oldukça sinirlerime hakim olmaya çalışıyorum. Bağırmayan anne olmak benim için imkansız zaten ama en azından yerli yersiz sinirlenip ota b.ka bağırmayan anne olmaya çalışıyorum şu sıralar. Sonuçta tüm kabahat Arya'da değil, o sadce 6 yaşında bir çocuk. Ona doğruyu göstermek, anlatmak, açıklamak, örnek olmak bizim sorumluluğumuz. Bunun farkındayım ve çabalıyorum.

18 Ağustos 2019 Pazar

Krizsiz Gün Geçmiyor

Dün gece Arya'ya iki ayrı öykü okuyup yatırdıktan sonra koşuya çıktım. 4 tur koşup 2 tur da yürüdüm ve eve geldim. Tüm stresimi atmıştım ki duşa girmemle her şey sil baştan. Kombinin şalteri kapatılmış. Soğuk suyla duş aldım. İyi ki yaz mevsimindeyiz.

Duştan çıkınca önce ev halkına sordum siz mi kapattınız kombiyi diye. Hayır cevabını alınca suçlunun Arya olduğundan emin oldum. Sabah olsun ben ona evire çevire göstercem gününü derken mükemmel ceza fikri dededen geldi: "Sok buz gibi suyun altına, kapatırsan bu düğmeyi böyle olur işte!" dersin dedi. İçimden bir ses "Sabahı bekleme, şimdi kaldır, sok buz gibi suyun altına!" dediyse de uymadım tabi o sese. Sabaha sinirim yatıştığı için değil de Arya'yı yıkamakla uğraşmak istemediğim için bir daha kombiyi kapatırsa buz gibi suyla yıkanacağını korkutucu bir şekilde anlatmakla yetindim. Daha kombinin sinirini atmadan arka balkona çıkıp tükenmez kalemle boyanmış pimapenleri görmem süper oldu. Arya baş harfini de yazarak imzasını da atmış eserine.

Uzaktan bakınca "Aman canım ne var bunda? Bi kere soğuk suyla yıkanmaktan ne olacak? Pimapenleri de silersin geçer." denilecek bir durum gibi görünüyor biliyorum ama işte içindeyken ve çırpındıkça daha da içine düşerken öyle gelmiyor insana. Her gün, her saniye böyle ufak ufak bir sürü sorun, saçmalık, karmaşa ile geçiyor ömür. Çok yoruyor. Defalarca kez aynı şeyleri anlatmak içimi sömürüyor. Hele de sakin kalmaya çalışmak... İçimde volkanlar kabarıyor, kabarıyor, kabarıyor...

Biliyorum çocuk işte! Biliyorum büyüyecek! Biliyorum bilerek, isteyerek yapmıyor! Biliyorum, amacı beni delirtmek değil! BİLİYORUM! Ama bilmekle yetinemiyorum. Sayıyorum içimden 10'a kadar, 100'e kadar, 1000'e kadar... Korkuyorum sonsuza dek böyle saymaktan!

İyi günler, kötü günleri karşılamıyor bazen!
Lütfen artık normal günlerin sayısı yensin böyle delirten günlerin sayısını!

14 Ağustos 2019 Çarşamba

Annelik vs. Bencillik


21 yıldır abla, 6 yıldır anneyim 😱 Çok acayip geliyor bazen. Anne olmak zor. Özellikle de benim gibi "ben"cil kişiler için daha zor. Benim isteklerim vs. Arya'nın istekleri, benim ihityaçlarım vs. Arya'nın ihtiyaçları... Sakin kalıp konuşabildiğimizde anlaşıyoruz. Anlaşınca her şey süper 😃 ama işte her zaman öyle basit değil hayat maalesef. Onun istekleri ile hayatın öncelikleri çelişiyor sürekli ve ben sürekli ve tekrar tekrar bunu açıklayacak kadar sabırlı değilim. Şu noktada "Yaparken aklın neredeydi?" diyen varsa sakın ola karşıma çıkmasın zira o zamanlar kimse durup da bana böyle olacağını anlatmadı. Bebeği/çocuğu olanlar, biz çekiyoruz siz de çekin dercesine ağız birliği etmiş gibi hiç uyarmadı bizi. Bense 6 yıldır misyoner gibi herkesi uyarıyorum ama işte yine de kendisi yaşamadan anlamıyor insanlar. 6 yılın sonunda tünelin ucunda ışık görünüyor diyebilirim 🙂 4'ten sonra yük hafifliyor, 5-6 nispeten daha kolay. Hatta zaman zaman eğlenceli bile diyebilirim 😁 Bakalım okullar açılıp da Arya ilkokula başlayınca neler olacak 🤨












Not: Fotolar eğlenceli günlerden, anlardan. Berbat günlerimiz de oluyor. Onları da burda, blogda bol bol anlatıyorum tüm gerçekçiliği ile. Hayat instagram fotolarından ibaret değil tabi ki 😒 Keşke olsaydı :D


18 Temmuz 2019 Perşembe

Çocuklu Tatil Vol. 2

Tatilimizin oteldeki kısmı bitti. Evrim eve dönerken biz Arya ile Çandarlı'ya babaevine geldik.

Bugün 3.  gün ama yoruldum. Arya evde sıkılıyor, denizde kaşınıyor; evde kalmıyor, denizde kaşınıyorum diye zırlıyor. Tam cinnetlik! 

Denizde karnımız acıkınca kıyamet kopuyor. Eve gidip gelmeyi kabul etmiyor, sahildeki cafelere yürürken ayağıma kum batıyor diye ağlıyor. Az önce zorla geldik iki adımlık cafeye. Bu satırları buz gibi bir Bomonti Filtresiz eşliğinde yazıyorum. İyi ki alkol diye bir şey var!

Arya gezmeyi daha doğrusu yürümeyi hiç sevmiyor. Bir yere gideceğimiz zaman ilk sorduğu şey: Uzak mı? / Yürüyerek mi gideceğiz? Bu yüzden tatil deniz-ev arasında geçiyor maalesef. Allahtan deniz çok yakın yoksa denize de giremeyiz!

Bir yere gidene kadar çile, gidince rahat, geri dönmek yine çile! Şu an rahat kısımdayız. Kızarmış patates ve ice tea ile Arya mutlu, Bomonti ile de ben 😁