17 Temmuz 2020 Cuma

Gelin bugün kendimizi bir kenara bırakalım; bir çocuğa, bir aileye umut olalım

Bugün kendimizi bırakalım bir yana. Nasılsa bir yere kaçmıyor, kaçamıyoruz. Bugün kendimizden başka birini düşünelim; bir çocuğa, bir aileye umut olalım. Gökalp'la tanışalım.



Gökalp SMA hastası ve Zolgensma tedavisi için hepimize ihtiyacı var. Tedavi için gereken miktar çok ama biz de çokuz, çok olmalıyız. Damla olup damlamalı, çoğalıp göl hatta okyanus olmalıyız. Daha önce oldu. Nil için yürütülen kampanyada gereken miktar toplandı. Detaylar için şu linke  tıklayabilirsiniz. Gökalp için https://www.gofundme.com/f/gokalp039a-adim-olun adresinden bağış yapabilirsiniz. Bir kez bağış yapınca düzenli olarak bilgi maili geliyor genelde kampanyayı başlatan kişiden. Gökalp tedaviye adım adım yaklaştıkça umudumuz tazelenecek, hem Gökalp hem de tüm insanlık adına.



Gökalp'in ailesine ait olan Instagram hesabına göz atıp detayları öğrenebilirsiniz. Hadi bugün çok olalım, umut olalım, ne kadar çok iyi insan olduğunu görüp geleceğe umutla bakalım!

7 Haziran 2020 Pazar

Çocuk olmak mı zor, anne olmak mı?

5 Haziran Arya'nın doğum günüydü. Artık tastamam 7 yaşında!

Peki başlık niye böyle? 

Öncelikle cevabım dünden önce annelik olurdu ama dün dank etti ki çocukluk daha zor. İçinden geleni yapmak istiyorsun çünkü başka türlüsünü yapmak aklına gelmiyor. Düşüyorsun kalkıyorsun, bir şeyleri düşürüyorsun, korkuyorsun, sıkılıyorsun, yapmak istemediğin şeyleri yap diyor birileri sürekli, yanlış (o da ne demekse) yapınca kızıyorlar... Büyükler senden 2 kat - 3 kat büyük, dev gibiler, sinirlendikleri zaman cidden korkutucu oluyorlar. İçinden sürekli hoplamak zıplamak, dans etmek, şarkı söylemek, oyun oynamak geliyor ama birileri sürekle koşma, zıplama, sus diyor. Bilmediğin şeyleri yemek istemiyorsun ama birileri zorla ye diyor ve daha bir sürü anlam veremediğiniz şey. Düşünsenize ne kadar zor çocuk olmak. 

Kendi kendime söz verdim. Bağırıp çağıran, tehdit eden bir anne değil de daha sakin, daha sabırlı, daha anlayışlı bir anne olmaya çalışacağım. Geçen 7 yıl çok zordu. Eminim Arya için daha da zordu. Umarım önümüzdeki yıllar daha iyi olur. 










28 Nisan 2020 Salı

Ev Okulu ve Ortaya Karışık İç Dökme Seansı

Karantina "Sosyal mesafelendirme" süreci başlayalı 1,5 ay olmuş!

İlk 1 hafta ders, ödev, etkinlik yoktu. Tatil gibi takıldık evde. Ama işler sonradan ciddileşti. Arya ile ev okulu günlerimiz başladı. Daha önceki yazılarda da bahsetmiştim deyip link verecektim ki bir baktım en son 1 ay önce yazmışım buraya. Diğer bloga yazmaktan buraya sıra gelmemiş galiba :D Orda bol bol anlattım Arya ile ödev maceralarımızı. Peki şimdi ne anlatacağım?

Şimdi size başka bir blogtan bahsedeceğim: Bilge ve Annesi. Başka bir hayat, başka bir çocuk mümkünmüş arkadaşlar. Ben hem hayranlıkla hem de özlemle iç geçirerek takip ediyorum. Diyeceksiniz ki "Ama Bilge senin kızdan büyük." Evet büyük ama Bilge yaşındaki bir sürü öğrencim Bilge gibi değil, benim kızımın büyümüş versiyonları hepsi. Ama işte maşallah Bilge başka bir çocuk. Haftada 3 gün yoga yapıyor, kahvaltıda ailesi ile podcast dinleyip tüm gün aklı başında sohbetler ediyor. Canım sıkıldı demek yerine resim yapıyor. Sabah kalkıp kendi kendine dersinin başına geçiyor. Ne desem az... Nasıl sakin bir hayatları var. Okurken özenmemek elde değil. Bizim evde her şey kavga gürültü.

Her öğün en az 3 kez "Yemek vakti / Sofra hazır / Hadi sofraya" diye bağırıyorum birlikte yemek yiyebilmek için. Gerçi bıktığım için bıraktım. Hepimiz ayrı takılıyoruz kahvaltıda. Akşam yemeklerinde açlık durumumuz denk gelirse aynı anlarda yiyoruz bazen ama şart değil o da.

Ödev saati için bir standart oluşturalım diyordum. Arya babası ile Ninja Kaplumbağaları seyretmeyi çok seviyor. Her gün 13.15 gibi başlayıp 2'ye doğru bitiyor. Çizgi film bitince tv hemen kapanıp ödeve geçilir diye yaptım programı ama kim takar? Çizgi film başlıyor, Arya defalarca kez babasını çağırıyor: "Hadi baba, gel baba, başladı baba, bitecek baba...." Evrim bilgisayarından ayrılamıyor: "Sen izle şimdi gelcem, az sonra gelcem, aaa böyle yaparsan hiç gelmicem..." Genellikle ya sonuna doğru gidiyor ya da o gitmeden çizgi film bitiyor. Arya başlıyor zırlamaya: "Babam benimle izlemedi :(" Böyle olmadığı, birlikte izledikleri zamanlarda da çizgi film biter bitmez Evrim tv.yi bile kapatmadan bilgisayarına geri dönüyor ve Arya sıradaki çizgi filme daldığı için ödev yapmak istemiyor. İşte o an ben deliriyorum.

Bu Arya ile Evrim'in izlediği versiyon.


Bu da benim sevdiğim eski versiyonu :)

Çok basit bir düzene uymak neden bu kadar zor? Neden kendi kendimize eziyet haline getiriyoruz bu süreci? Aslında çok basit: çizgi filmi izle, bitince kapat. Bu kadar!

Zar zor ödeve geçmeyi başarınca istikrarsızlığımız yüzünden durumu kural/program/olması gereken gibi algılayamadığı için aklı tv.de kalan Arya çok isteksiz ve mızmız oluyor. Videoyu yarım yamalak izliyor, parçayı sırf okumak için okuyor, eksik yazıyor, izlediğini/okuduğunu anlamadığı için de soruların yarısını cevaplayamıyor ve 2. turu izlemesi/okuması gerekiyor. Tabi iyice mızmızlanıyor. Mızmızlandıkça... İçinden çıkılmaz bir kısır döngüye giriyoruz. Sabrı tükeniyor hepimizin. Ödevler bitince oyun vakti ama Evrim yine yan çizip bilgisayara dönmek istiyor. Dönüyor da. Artık bıraktım ipin ucunu. Arya'da tv.ye dönüyor. Ben de canım ne isterse onu yapıyorum.

Kısacası 1,5 ay olduğu halde biz evde hâlâ doğru düzgün bir program oturtamadık ve oturtamayacağız da. Hal böyle olunca da bana gelenler geliyor. Hatta bir geldiler ve hiç gitmiyorlar. Ödevleri sırayla yaptırdığımız için kendi günümse ödev ve oyun bitince, Evrim'in günüyse onlar ödeve bile başlamadan kaçıyorum evden. Dağlara tepelere vuruyorum kendimi. Büyükşehirde olmadığımıza ve sokağa çıkma yasağı olmadığına şükür ede ede 1 saat dağ yoluna tırmanıp yarım saat mis gibi manzaranın tadını çıkarıyor, sonra da 1 saat aşağı iniyorum. Evden çık, dön derken toplamda 3 saat civarı kafa dinlemiş oluyorum.





Evde Arya için ev okulu devam ederken bir yandan da kendi öğrencilerimle canlı ders yapmaya çalışıyorum ama henüz başarabilmiş değilim. Ben bağlansam onlar bağlanmıyor, onlar bağlansa benim sesim gitmiyor. Tam oldu, her şey tamam dediğimizde sistem çöküyor. Kısacası bu süreçte veli olmak ayrı, öğretmen olmak ayrı dert. Açılsın okullar da hepimiz işimize gücümüze geri dönelim artık!

26 Mart 2020 Perşembe

2020 : Bir Uzay Destanı

"Yıl 2020. Sonunda uzaya açıldık. İlk koloni Mars'a yerleşmek üzere yolculuğuna başladı." yazmayı çok isterdim. Ama işler pek de öyle değil. Tüm dünya Covid-19 virüsü ile savaşıyor. Çoğu ülkede sokağa çıkma yasağı var. Türkiye'de ise şimdilik sadece 65 yaş üstü yaşlılara ve kronik rahatsızlığı olanlara yönelik kısmi bir yasak var. Ama tüm mecralarda halkın tümüne yönelik evde kal duyuruları yapılıyor bas bas. Okullar hastalığın yayılmasını önlemek için tatil edildi. Eğitim evde devam ediyor. Ülke olarak uzaktan eğitimle imtihandayız.

                                   ...

Yazıya okullar 30 Nisan'a kadar kapalı açıklamasından önce başlamıştım. 30 Nisan Perşembe. Cuma da 1 Mayıs resmi tatil, sonra haftasonu derken okullar 4 Mayıs Pazartesi'ye kadar resmen kapalı. Şu koşullar altında akıl sağlığımı koruyabileceğimden ciddi olarak şüpheliyim.

#Evdekal hashtagli - karantina değil- "sosyal mesafelendirme" uygulamasının 13. günü başlayalı 1 saat oldu. 13 gündür bilfiil evdeyiz anne-kız. Tam gün annelik ve tam zamanlı ev kadınlığı çok zor. Her gün, her an ayrı bir mücadele.




Örgün eğitime zorunlu ara verildiği için iş başa düştü. Uzaktan eğitimle ders dinleyip ödev takibi yapmak kaçınılmaz bir sorumluluk haline geldi. Trt Eba TV üzerinden yayınlanan uzaktan eğitim videoları maalesef çok yeterli değil.



Uzaktan eğitim videoları çekilirken gerçek sınıf ortamı oluşturulmamış. Yani "Ben anlamadım" diyen öğrenci yok, öğretmen soru sorduğunda öğrencilerin cevap vermesi için gerekli olan süre de düşünülmemiş. Öğretmen soruyor sonra da hemen cevaplıyor yani kısacası kendi çalıyor, kendi oynuyor.


Eğitimlerin içeriklerine bakacak olursak, üzülerek yer yer gereksiz, yer yer yetersiz olduğunu söylemek zorundayım. Misal ilk Hayat Bilgisi dersinde acil durum yardım ve ihbar hatları konusu vardı. Doğalgaz kaçak ihbar hattı numarasını görünce, 7/24 çocukla evde kısılı kalan ebeveynlerin bu gidişle doğalgazla intihara kalkışabileceği düşünülerek önlem amaçlı yapıldığını düşünmedim desem yalan olur :)))) Ama daha sonra ortaokul kademesine Adnan Menderes'in idamının animasyon şeklinde izletildiğini duyunca halimize şükrettim :D Şimdilik vukuatlar pardon eğitimler böyle.


Bu süreçte Arya ile ödev yapma konusunda level atladık. İlk günler 1 saat mızıldarken son 1-2 gündür 3-5 dk mızıldanarak yapıyor ödevlerini. Öğretmeni her gün ödevlendirme yapıyor ve takip ediyor ki bu durum çok iyi. Böylece okul olmasa da derslerden kopmuyor ve öğrendiklerini unutmuyor. Yine de 5 hafta bu şekilde evden eğitim fikri gözümü fazlasıyla korkutuyor. 


Ne diyeyim... Sonumuz hayır olsun! 

16 Şubat 2020 Pazar

Uzuuuuun Bir Tatilin Son Günü

Haftasonları ile birleşen 9 günlük kar tatilinin son günü bugün Hopa'da.

Sabah Arya'yı fahri kardeşleri Ata ve Deniz Ada ile oynaması için Özlem'e bırakarak sendikaya gittim. 2 saat sonra Arya'yı aldım. Özlem teyzesinin söylediğine göre pek yaramazlık yapmamışlar (?), kardeş kardeş oynamışlar. Güzel haber, sevindim tabi ki :)


Eve giderken parka gitmek istedi Arya, kabul ettim. Önce kum parkına gittik. Hemen arka masadaki çocuklu ailenin yanına gitti, aileye ve çocuğa "Çocuğunuzla oynayabilir miyiz? Benim adım Arya, senin adın ne?" diyerek arkadaş edindi anında :))) Bir süre saklambaç ve yerden yüksek oynadılar. Sonra kum parkı kesmedi, borulu parka gidelim dedi. Ona da hay hay :)

Borulu (bir sürü borusu olan kocaman bir kaydırak olduğu için böyle diyor herkes:) parkın yanına lunapark kurulmuş. Çarpışan arabaları görünce es geçemedik, 2 tur da ona bindik. Zaten çarpışan araba olduğunu bilsem ben çok daha önce gidelim derdim :D Çarpışan arabadan inince adım atacak halimiz kalmamıştı, kendi arabamıza zor gittik. Arya "Eve gidip uyumak istiyorum" deyince hissettiğim mutluluğun tarifi yok :)))



Eve gelince Arya yıkandı (evet, artık kendisi yıkanıyor ama tabi ki ben bakıyorum, arada müdahil oluyorum :)) Saçlarını taradıktan sonra "dinlenirken" uyuyakaldı ki ohhh misss :) O uyurken ben mutfakta gün batımını izleyip müzik dinledim ve huzurun tadını çıkardım. Buraya kadar her şey gerçek olamayacak kadar iyi gitmişti. Sonra Arya uyandı ve tabi ki tüm huzur uçup gitti.




Arya uyanınca tıkır tıkır mutfağa geldi. Önce "Geç olmuş niye beni uyandırmadın? Hani sinema gecesi yapacaktık?" diye cırladı. Sonra ben "Balık yemeye gidelim mi?" deyince hepten su koyup "Seçemiyorum!" diye ağlamaya başladı bir anda. Deli midir nedir bilemiyorum bazen :(

"Annem, sakin ol! İkisini de yapabiliriz." dediysem de pek sakinleşemedi. Sonunda karar verip filmi yemeğe gitmeden önce izlemek istedi. Peki dedim. Bu kez de film krizi yaşadık. Onu izlemiş, bunun devamı yokmuş, ötekini sevmiyormuş!.. Tabi o arada zırlıyor, mızmız ağlıyor, cırlıyor. Derdini sakin sakin anlatamıyor. Uykudan kalktığı için de ekstra asabi. En son pes ettim. "Konuşmuyorum seninle! Mısır da patlatmayacağım, balık yemeğe de götürmeyeceğim!" diyerek mutfağa gittim. Biliyorum mantıklı bir hareket, çözüme odaklı bir yaklaşım değil ama el insaf! Ben de insan evladıyım sonuçta!

Ben mutfakta sakinleşmeye çalışırken o odada ağlayıp zırlamaya devam etti. Sonra karnı acıkınca gelip özür diledi, giyinip balık yemeğe gittik. Yemek bitip eve döneceğimiz zaman Arya Hanım başladı yine isteklerine: "Eve gidince biraz daha çizgi film izleyebilir miyim?" Akşamüstü uyuduğu için kabul ettim.

Eve geldiğimizde 20 dakika çizgi film izleyip uyuması konusunda anlaştık Arya ile ama tabi ki öyle olmadı. Şu an kendimi salona kapattım. Arya yine odasında ağlıyor. Şimdi gel de delirme! Gel de pişman olma! Gel de kaçmak isteme!

Gerçekten yoruldum. Ya annelik gerçekten çok ama çok zor ya da ben en beceriksiz anneyim yeryüzündeki!



24 Aralık 2019 Salı

6 Yaşında, 1. Sınıfa giden kız çocuğu

Şu an biri gelip "Arya'yı bana verir misin? Benim kızım olsun. " dese hiç düşünmeden veririm. Çünkü çok yoruldum! Çünkü tünelin ucunda ışık mışık yok!

Her gün yırtılan pantolonlar, defalarca kez kırılan akıllı saat, boya, kir, leke içinde gelen üniforma... Kaybolan kalemler, silgiler, her yeri karalanmış, resim yapılmış defterler, lazım olur diye verilip çer çöp alınan harçlıkları... Yapma dediğim ne varsa hepsini yapan bir canavar!

Her şeyiyle yazıyorum. Gizli saklı yok. Hiç yabancılık çekmez, çektirmez. 2 saniyede tanışır, kaynaşır. Dışardan bakılınca gayet normal. Tatlı, güzel, gamzeli. Olur da isteyen olursa üstüne 1 yıllık kıyafet ve ayakkabı desteği ile adrese teslim gönderebilirim.

Lütfen kimse kalkıp "Aaa deme öyle, Allah sağlık versin. Şükret haline..." minvalinde şeyler yazmasın. Kalbinizi kırarım, söylemedi demeyin.

Şu an dünya tepemde! Geçince ne olur bilmem ama şu an tam da böyle hissediyorum!