Acemi Ama Mutlu Bir Anne

Fotoğrafım

Annelik her daim Acemilik :) Bir günü bir gününe tutmayan, neşeli, hüzünlü, iyi, kötü, ağlamaklı, kahkahalı... ama hep heyecanlı, bol bilinmezli vazgeçilmez bir macera bizimkisi :)

29 Nisan 2014 Salı

Bizi Hep Bu Dişler Bozdu :(

Arya diş çıkarıyor.

Bir yandan çok seviniyorum dişleri çıkıyor, bebeğim büyüyor; bir yandan kahroluyorum, canı acıyor, uykusu acı çığlıklarla bölünüyor :( Alttan 2 dişi çıkarken de böyle olmuştu. Günlerce ağladı miniğim, şimdi yine aynı sıkıntı... Bu sefer üst dişler geliyor hem de epey sağlam, 2 diş sarımsak :)) Bizim orda, üst ön dişleri büyük olanlara "sarımsak dişli" denir :) Sanırım Arya da annesi gibi sarımsak dişli olacak :))

Tüm bebeklerde olduğu gibi diş çıkarırken Arya'nın da huyu suyu değişiyor. Eline ne geçirse çiğnemeye çalışıyor. Özellikle terlik ve ayakkabı görünce çıldırıyor. Köşe bucak saklıyoruz terliklerimizi :)) Geceleri durum daha vahim. 2-3'e kadar uyumuyor, sürekli mızmızlanıyor, iştahı bir gidiyor bir geliyor. En kötüsü de gecenin bir yarısı çığlık çığlığa uyanıp durmadan ağlıyor. Her gece dua ediyorum, canı acımasın, uykusu bölünmesin diye.

Gecenin bir vakti çığlık sesiyle uyanmak gerçekten çok korkunç.  İnsan resmen aptala dönüyor.  Bir yandan Arya'yı sakinleştirmeye çalışırken bir yandan ayılıp ne olduğunu çözmeye çalışıyorum. 2 -3 gece önce o gecelerden biriydi. Arya 3 gibi ağlayarak uyandı. Sakinleştirdim, mama içirdim, altını değiştirdim. Uyutmayı denedim ama nafile... Sonunda dayanamayıp Arya'yı Evrim'e devrettim ve gidip uyudum.  Onlar da baba-kız koyun koyuna salonda uyumuşlar :) Bazen böyle oluyor. Ne yaparsam yapayım uyumayan Arya, babasının kollarında uyuyuveriyor. Onları öyle izlemek inanılmaz bir huzur ve mutluluk veriyor :)

Arya bu gece de ağlaya ağlaya uyudu yani "yine bana hüsran, bana yine hasret var" :(

Tüm bebişlere ve annelere deliksiz uykular, çığlıksız geceler dilerim.

*Resim www.dentarem.com adresinden alınmıştır.

22 Nisan 2014 Salı

Uzaktan Atıp Tutmak Kolay Da İş Başa Düşünce Kolaysa Gel De Sen Yap!

Çocuğu olmayan insanların bebeklere/çocuklara karşı olan tahammülsüzlüklerini bir dereceye kadar anlamaya çalışıyorum ama bazen gerçekten çok aşırıya kaçtıklarını düşünüyorum.

Pazara gidiyorum, kadınlar "Ay bebekle pazara mı gelinir? Bebek arabasının pazarda işi ne?" diye söyleniyor.

Kafeye gidiyoruz, Arya azcık mızmızlansa herkes ters ters bakıyor. "Bebeğin kafede işi ne? diye söyleniyor.

Yemeğe gidiyoruz. Arya sıkılıp mızmızlanınca yine herkes bize bakıyor. "Bir rahat yemek yiyemedik" diye söyleniyor.

Otobüse, metrobüse binsek yine bebek arabası sorun oluyor. Herkes "ilerlesenize" diye söyleniyor.

Dolmuşa binmek mi? Bir kez bindik Arya'yla, bebek arabası yüzünden kavga çıktı, bizi korumaya çalışırken bir beyefendi şoför tarafından yumruklandı!

Taksiye binsek, trafikte durunca Arya coşuyor, şoför çıldırıyor.

Kısacası nereye gitsek rahatsız olan birileri oluyor. Biraz empati yapmak bu kadar mı zor? Tut ki bu bebek senin:

  • Pazara çıkmayacak mısınız? Alışverişe gitmeyecek misiniz?
  • Ayda yılda bir eşinizle, ailenizle kafeye/yemeğe gitmeyecek misiniz?
  • Eşinizi dostunuzu görmek için, bir işinizi halletmek için çıkıp toplu taşıma aracı kullanmayacak mısınız?
  • Bebeğiniz var diye kendinizi dünyadan soyutlayacak mısınız?

"Bekara karı boşamak kolay" diye pek de kibar olmayan ama anlamsal olarak çok doğru güzide atasözünü hatırlatmak istiyorum. Şimdi bu yazıyı okuyan bazı çöpsüz üzümler "Ne var canım, çocuğu birine bırakıp öyle hallederim işlerimi..." gibi son derece hayali çözümler sunabilirler. Şimdiden söyleyeyim o işler öyle halledilemiyor canım! Mevzu sadece dışarıdaki işleri halletmek de değil zaten.

Tek kişilik ya da iki kişilik hayatlar çok kolay. 3 kişilik hayatsa epey karmaşık olabiliyor :) Aklına eseni istediğin an yapamıyorsun. Ama bu hayattan zevk almaktan vazgeçmek zorunda olduğumuz anlamına da gelmiyor :)

Bebek dediğin ocaktaki yemek değil başka işin çıkınca altını kapatıp gidemiyorsun. Karnını doyur, altını temizle, uyut... Ha deyince bakacak birini bulmak kolay değil. Bakıcı mevzuna hiç girmeyelim. 2 yaşından önce kreş zaten imkansız. Yani bebek varsa, herşeyi bebekle yapma zorunluluğu da var. Anne-baba olunca bu duruma öyle ya da böyle adapte olunuyor. Biz hayata ara sıra mızmızlanan çok ama çok sevimli bir bıdıkla devam etmeyi öğrendik :) Anne-baba olmayanların durumu tam olarak anlamalarını ve her daim anlayış göstermelerini beklemiyorum da en azından birazcık empati yapmayı denebilirsiniz bence. 




17 Nisan 2014 Perşembe

İçimdeki Durdurulamaz Gitme İsteği

Gelmek için deliler gibi çalıştığım, gecelerce hayal kurduğum İstanbul'a adım attığımda büyük hayal kırıklıkları ve çok zor günler geçirdim. Evime geri dönmek istedim, yapamadım. Sonra zamanla ve yeni arkadaşlarımın da yardımıyla alıştım İstanbul'a. Üniversite yıllarım yurtta kalma zorunluluğum dışında oldukça eğlenceliydi.

Üniversitedeyken hem okuyup hem çalışıyordum. Stand hostesliği yaptım, mihmandarlık yaptım, öğretmenlik yaptım, uçuş hostesi oldum... Part-time ve yazları çalıştığım işler de çok yorucuydu ama asıl zorluk okul bittikten sonra başladı. Full-time çalışmak yani canın isteyince dersi kırıp kaçamayacağını kabullenmek, gitmeye mecbur olduğun bir yere bağlı olmak gerçekten çok zor geldi ilk başta. Bir sürü iş denedim yine: editörlük, yönetici asistanlığı, mağaza müdürlüğü... Zamanla full-time çalışmaya da alıştım tabi. Ama alışamadığım birşey var ki o da okul bitince bitmeye yüz tutan arkadaşlıklar.

Okul yıllarında her gün görüştüğüm, birlikte nefes alıp birlikte yaşadığım arkadaşlarım dört bir yana dağıldı. Aslında çoğu öyle çok uzaklarda değil. Hâlâ aynı şehirdeyiz ama herkes kendi işiyle gücüyle, kendi hayat mücadelesi ile meşgul. Farklı şehirlerde, farklı ülkelerde olanlarla görüşmek neredeyse hayal oldu da, aynı şehirdekilerle bile ayda yılda bir görüşür olduk. Telefon, whatsapp, internet vs. olmasa o da zor. Hâl böyle olunca koşarak geldiğim şehir beni yine boğmaya başladı. Bir yerden bir yere gitmenin işkenceye dönüştüğü, kimsenin birbirine saygı duymadığı, insanları birbirine yabancılaştıran bir kargaşa merkezi olarak görüyorum İstanbul'u. Gözümde giderek anlamsızlaşıyor İstanbul.

Evrim uzun zamandır gidelim diyordu ama ben hiç ciddiye almadım İstanbul'dan gitme mevzusunu. Sanırım henüz zamanı gelmedi diye düşünüyordum. Ama bir süredir aklımın bir köşesinde gitme fikri filizlenmeye hatta çiçek açmaya başladı. Özellikle bu aralar kaçıp gitmek istiyorum İstanbul'dan. Kaçarak geldiğim evime, Manisa'ya dönmek istiyorum. Annemin evine yerleşmek, Arya'yı güvenle evimizin önündeki parka götürebilmek istiyorum. Canım sıkılınca çıkıp aynı sokakta oturan cicianneme gidebilmek, Ayşe teyzemi görebilmek, Nurşen teyzemle dedikodu yapabilmek, yan sokakta oturan Sultan teyzemin elini öpüp hatırını sorabilmek istiyorum.

Haftasonu maaile, çoluk çocuk arabaya atlayıp deniz kıyısına gidebilmek ya da yaylaya çıkıp piknik yapabilmek istiyorum. Haftada bir Manisa Kebabı yemek istiyorum :)) Çocukluk, gençlik arkadaşlarımla dışarı çıkmak eski günlerimizi hatırlayıp gülümsemek istiyorum. Daha ufak, daha samimi, daha ulaşılabilir bir çevrede yaşamak istiyorum kısacası.

Bazen İstanbul'dan gitmek, İstanbul'dan vazgeçmek imkansız gibi geliyor belki. Ama İstanbul'da yapıp da başka yerde yapamayacağım ne var diye düşününce pek de birşey gelmiyor aklıma. Boğaz, deniz, eğlence, Ortaköy, Bebek vs. Yazılacak çok şey var da BEN / BİZ en son ne zaman geçtik Boğaz'dan, ne zaman gittim Bebek'e, Ortaköy'e? Gitmenin ve yeni bir hayat kurmanın o kadar da basit olmadığını biliyorum tabi ki. Gittiğimizde İstanbul'un sevdiğimiz yanlarını ve çok sevdiğimiz dostlarımızı özleyeceğimizi de biliyorum. Ama nedense içimde bu gidişin bizim için gerçekten iyi olacağına dair bir umut var. Benim kadar negatif bir insanın bu konuda pozitif olabilmesi de ilginç tabi :))

Şimdilik gitme mevzu hayal ama ailecek çok da uzak olmayan bir gelecekte gerçek olmasını istediğimiz bir hayal...


16 Nisan 2014 Çarşamba

Uyku Eğitimi

Arya'yı büyütmeye ve onunla büyümeye çalışırken çok okuyorum, çok araştırıyorum. Okuduklarımın çoğunda bebeğin ağlamasının bizim sandığımız kadar kötü olmadığı anlatılıyor. Bebekler konuşamadıkları için kendilerini bizim gibi ifade edemiyorlar. Evet büyüdükçe belli başlı duygularını anlatmak için belirli sesler çıkarıyorlar ama hiç bir bebek "Annecim uykum geldi, beni kucağından bırakma, senin kokunu çok seviyorum ve kalp atışların beni sakinleştiriyor" gibi şeyler diyemiyor. İşte bu yüzden de ağlayarak bu hislerini anlatmaya çalışıyorlar. Böyle anlarda kendilerini ifade edebilmek için ağlamalara izin verip yanlarında durarak, onlara sarılıp sakinleştirmemiz gerekiyor.

Bebekler için uykuya geçmek bizimki kadar kolay değil. Düşünsenize 9 ay boyunca anne karnında bir sıvının içinde ordan oraya sallanarak ve sadece uğultular duyarak yaşadılar/uyudular. Doğumdan sonra dış dünyaya adapte olmaları zor. Annelerinin kalp atışını hissetmeden, belirli bir sallanma/hareket/ritm olmadan uyumaları onlar için öğrenilmesi gereken yepyeni bir durum. Doğumdan sonraki ilk günlerde annelerinin kucağında, göğsünde, emerken memede uyuyan bebekler adaptasyon süreci yaşıyor. Sonra biz birden "bu kadar yeter, artık kendi kendine uyusun" demeye başlıyoruz. Bebişler de haklı olarak bilmedikleri bu yeni duruma ağlayarak direnç gösteriyorlar.

Bebeklerin ağlamadan kendi kendine uyumayı öğrenmelerini beklemek hem haksızlık hem de biraz naiflik. Tabi ki ağlayacak ve direnecekler ama bu ölümcül bir durum değil. Korkularını ağlayarak atmaya çalışıyorlar. Bizim yapmamız gereken ağladığında sakinleştirmek, onu bırakıp gitmediğimizi anlamasını sağlamak. Tracy Hogg, bebeklerle ilgili yapılan değişiklikler için "her seferinde bir adım", "bir defada bir değişiklik" metodunu öneriyor anne-babalara. Yani bebeğiniz sizin yatağınızda uyuyorsa ilk başta sadece kendi yatağında uyumaya alışmalı; kendi yatağında ama sizin odanızda uyuyorsa önce kendi odasında uyumaya alışmalı. Kısacası bir bebek birdenbire kendi yatağında, kendi odasında, kendi kendine uyumaya alışamaz.

Arya doğduğu günden itibaren kendi kendine uyumasa da uykuya daldıktan sonra hep kendi yatağında uyudu. İlk 6 ay yatağı bizim odamızda, yatağımızın yanındaydı. 6. aydan sonra Arya'nın yatağını kendi odasına taşıdık ve Arya hiç zorlanmadan bu yeni durumu kabullendi. Bugünlerde uyku eğitiminin son adımı olan kendi kendine uyuma aşaması için kendimi ve Arya'yı hazırlamaya çalışıyorum. Planım Arya kendi kendine uyumaya alışana kadar birkaç gece onun odasında uyumak. Biliyorum ki hiç kolay olmayacak. Arya uykusu olduğu halde yatağa yatmak istemeyecek, ayağa kalkacak, onu yataktan almam için ağlayacak... Dayanabildiğim yere kadar yatağının yanına oturup onu sakinleştirmeyi, ninni söyleyip sırtını pışpışlamayı planlıyorum.

Kendi kendine uyuma alışkanlığının bir gecede kazandırılamayacağının ve karşılaşacağım direncin büyüklüğünün farkındayım ama artık Arya için doğru zamanın geldiğini hissediyorum. Arya'yla kardeşim şu anda aynı odada kalıyorlar. Kardeşim 1 hafta sonra 3-4 günlüğüne geziye gidecek. Uyku eğitimimize o zaman başlamayı planlıyorum. Bakalım dayanabilecek miyim... Umarım benim dayanma sınırım Arya'nın direnme sınırından yüksektir.

7 Nisan 2014 Pazartesi

10 Aylık Arya'nın Kitap Aşkı :)

Arya 10 aylık oldu :)

Çok klişe olacak ama gerçekten zaman su gibi akıyor. Arya'nın yaşına girmesine sadece 2 ay kaldı!

Arya'yla maceralarımız devam ediyor tabi ki :) Bu aralar günlerimiz hep çok sesli :) Arya hanım hiç susmuyor sürekli bıcır bıcır. Favori kelimemiz "hadi". Sürekli "hadi hadi hadi" diyor. Acıkınca "hadi", sıkılınca "hadi", uykusu gelince "hadi". İstediği hemen yapılmazsa da başlıyor "anne" diyerek ağlamaya.

Arya büyüdükçe merak dürtüsü de büyüyor. Artık oyuncaklar yetmiyor Arya'ya. Nerde çekmece, dolap, kuytu köşe var, Arya orda. 2sn. içinde gözden yok oluyor; ya bir dolabı açmış içini kurcalıyor ya koltuğun yanına saklanmış süpürgeliklerin kaplamasını soymaya çalışıyor ya da bilgisayar masasının altında kablolara ulaşmaya çalışıyor. Hal böyle olunca iş başa düşüyor. Arya'yı oyalamak için yeni çözümler bulmak gerekiyor. Bu aralar resimli bebek kitapları kurtarıcımız oldu diyebilirim.


Resimli kitapları epey önceden almıştık. Zaman zaman Arya'yı kucağımıza alıp resimlere birlikte bakıyor ve taklitlerle Arya'ya resimdekileri anlatıyorduk. Artık kitapların sayfalarını kendisi çeviriyor. Sayfalardaki farklı dokuları bile algılıyor. Önceden Arya uyanıkken dergi, gazete vs. okuyamıyorduk çünkü uzanıp elimizdekileri almaya çalışıyordu ama şimdi ona kendi kitaplarını verince biz de istediğimizi okuyabiliyoruz :) Tabi ilgisi bir süre sonra dağıldığı için bu durum çok üzün sürmüyor :))



Arya büyüdükçe enerjisi de artıyor. Tüm gün evin içinde kalınca da haliyle huysuzlaşıyor. Havanın güzel olduğu günlerde mutlaka ailecek dışarıya çıkıyoruz. Park, deniz kıyısı, çay bahçesi, kafe... Artık hangisi olursa :) Gittiğimiz yerde çocuk parkı varsa ve koşullar uygunsa Arya'yı bu eğlenceden de mahrum bırakmıyoruz tabi ki :))

Henüz erken biliyorum ama yine de beni doğum günü heyecanı sardı. Nerde yapsak, nasıl yapsak, kim gelir, kim gelmez... Ufak çaplı bir araştırma yaptım, bir dahaki yazıda anlatırım inşallah.

 Şimdilik bizden bu kadar :)

Hoşçakalın :)