Acemi Ama Mutlu Bir Anne

Fotoğrafım

Annelik her daim Acemilik :) Bir günü bir gününe tutmayan, neşeli, hüzünlü, iyi, kötü, ağlamaklı, kahkahalı... ama hep heyecanlı, bol bilinmezli vazgeçilmez bir macera bizimkisi :)

29 Eylül 2018 Cumartesi

Öfke Kontrolü

Çocuklukta edindiğimiz ve yıllarca omuzlarımızda taşıdığımız travmaların izleri ve kişiliğimize etkileri kolay kolay terk etmiyor benliğimizi. Çocukluğum ailevi sorunların içinde savrularak geçti. İlk başlarda sakin ve ürkek olsam da zamanla isyankârlaştım. İsyan edip "Neden biz?", "Neden ben" sorularına bir türlü cevap bulamamak içimi öfkeyle doldurdu. Çok uzun zamandır öfkenin esiriyim. En ufak olayda öfkeme yeniliyorum. İşler yolunda gitmeyince -bir şeyler tam istediğim gibi olmayınca- her şey gözümde büyüyor, büyüyor, büyüyor... 

İş hayatımda nispeten dizginlediğim öfkem özel hayatımda patlamalar halinde ortaya çıkıyor sıklıkla. Annemi kaybettiğimde insanların gündelik, ufak tefek sıkıntıları yüzünden sürekli ağlamalarına dayanamaz hale gelip katil olmadan önce zor bela bir doktorun yanına atmıştım kendimi. Son yıllarda ise tam da benzer gündelik sorunlar yüzünden öfke patlamaları yaşıyorum. Zamansızlık, plansızlık, son dakika çıkan aksaklıklar, ekstra işler, sorumluluklar, istemesem de yapmak zorunda olduğum şeyler... Tüm bunlar kendimi patlamak üzere olan bir volkan gibi hissetmeme yol açıyor. Bir yere kadar tutup bir yerde büyük patlıyorum. Sonra gelsin pişmanlıklar... Sakin kalmam gerektiğini biliyorum ama kalamıyorum.

Öfke patlaması yaşamamak için o noktaya gelmeden önce duruma müdahale etmeye, zorlu durumlardan uzak kalmaya çalışıyorum. Mesela beklentilerimi düşük tutuyorum. Karşılaşabileceğim aksaklıkları önceden düşünüp kendimi buna hazırlıyorum. Sürtüşmelerden kaçınmaya çalışıyorum. İşe yarıyor mu? Bir yere kadar evet ama maalesef %100 çözüm değil bunlar. Mesela tam şu anda kurutma makinesi bitme sinyali veriyor. Zar zor vakit bulup yazdığım şu yazıyı bırakıp makineyi kapatmadığım sürece defelarca kez durup durup çalacak ki o ses beni delirtiyor. Yine ona benzer kemer ikaz sesi de beni çileden çıkarıyor ve eşim dahil birçok kişi kemeri takmamakta (neymiş? yakın mesafeymiş zaten?!) ısrarcı davranıyor. Sonra da ben "durduk yere"(?!) delirmiş oluyorum. O ses beni delirtiyor ve o sesin sorumlusu kemeri takmayan kişi! Bu durumda ben durduk yere mi delirmiş oluyorum acaba? Tamam aşırı tepki veriyor olabilirim ama bu konudaki hassasiyetimi açıkladıktan sonra biraz anlayış beklemek hakkım değil mi?

İçimdeki öfkenin kaynağını sorguladığım zaman mevzu çok derinleşiyor. Derinleştikçe kendimi mutsuz hissediyorum. Hâlâ cevabını bulamadığım "Neden" soruları, "keşke"ler, hatalar, hayaller, gerçekler... Geçmişten gelen o öfkeye odaklanmak yerine şu ana odaklanmak istiyorum. Mevcudu değiştirerek öfkeden uzaklaşmak istiyorum. Bu, sorunu çözmeden sorundan kaçmak gibi görünebilir ama kaçabildiğim sürece sorun yok bence :P