6 Ocak 2015 Salı

Bebek Sağlığı - Minimum Kimyasal Maximum Koruma

Sanırım tüm anneler için hayattaki en önemli şey çocuklarının her daim sağlıklı ve mutlu olmasıdır. Günümüzde tıp ve teknoloji giderek gelişse de bazı hastalıklar hâlâ engellenemiyor. Dahası yediğimiz içtiğimiz, kullandığımız ürünler doğallıktan uzaklaştıkça obezite ve kanser türevi hastalıkların görülme sıklığı giderek artıyor. Bu risklerden kaçınmak ekstra çaba ve ekstra masraf manasına geliyor maalesef. Ama konu sağlık olunca bu duruma gereken özen gösterilmeli bence.

Çeşitli kanser/tümör araştırmalarında, evimizde her gün kullandığımız birçok ürünün içeriğindeki kimyasallara rastlandığı bilinen bir gerçek. Bu kimyasalların bir çoğundan uzak durmak için yapılması gerekenler aslında çok basit: sirke, karbonat, zeytinyağ sabunu gibi doğal ürünlere ya da %95-100 bitkisel içerikli hazır ürünlere yönelmek. Ben bugün genelde en bilinen kişisel bakım ürünlerinde bulunan paraben, silikon, alkol ve sülfat gibi maddeler içermeyen ürünlerden bahsetmek istiyorum.

Bebek ürünlerinin birçoğunda paraben bulunmuyor ama bazı ürünlerde boya, parfüm ya da sülfat bulunabiliyor. Ben birçok markanın içeriğini inceledikten ve bir kısmını kullanıp test ettikten sonra UniBaby ürünlerinde karar kıldım. Hem içeriği aradığım kriterlere uygun hem de fiyatı benzer ürünler kadar uçuk değil. 






UniBaby dışında Bübchen, Chicco, Mustela ve SebaMed bebek ürünlerinde tercih edilen markalar ama bazılarının fiyatları benzerlerine göre biraz daha yüksek. 

Bebekler için doğru ürünü bulmak gerçekten zor. Ürün özellikleri içinize sinse de bazen sizin seçtiğiniz ürün bebeğinizde alerjiye sebep olabiliyor. Mesela Huggies (parabensiz, alkolsüz, parfümsüz), Komili (pamuk ve saf su içermesine rağmen) ve Prima'nın ıslak mendilleri Arya'da alerji yapıyor; her derde deva Bepanthen, Arya'nın pişiğini geçirmiyor. UniBaby'in sevdiğim bir özelliği de alerjen madde içermemesi, yani alerjiye sebep olma ihtimalinin düşük olması. Bebeğiniz için en doğru ürünü bulmak biraz araştırma ve birkaç deneme yanılma içerebiliyor bazen.

Eminim konu temizliğe gelince "En güzeli su ve saf pamuk/pamuklu kumaş ile temizlik" diyecek bazı anneler, büyük anneler. Tamam kabul öyle olabilir ama kış için pratik bir öneri değil. Her ne kadar artık musluklardan sıcak su alınabiliyor olsa da her defasında sıcak su ve bez alıp temizlemek, daha sonra bezin ve kabın temizliğini yapmak pratiklikten çok uzak. Her defasında bebeği kısmen yıkayarak temizlemekse zaten kabul edilebilir bir öneri değil bence. Ayrıca tek sorun ıslak mendil kullanımı da değil. Şampuan, pişık kremi, bebek bezi, duş jeli gibi mecburi kullanılan ürünler de bahsettigim kimyasalları içerebiliyor.

Kısacası bebeğimizi kimyasallara mümkün oldukça az maruz bırakmak için mevcut ürünleri inceleyip hem içinize sinecek hem de cüzdanımızı delmeyecek ürünler seçmek bizim elimizde. Tüm anneler sosyal mecraları daha çok kullanıp bu konudaki deneyimlerini paylaşır, ürün içerikleri hakkındaki farkındalık artarsa, ürünlerin kalitesinde artış ve fiyatlarda düşüş olması sağlanabilir. Umarım birgün hepimiz daha sağlıklı ve daha uygun fiyatlı ürünlere kavuşuruz. 


Anne Olmak Bakımsız Olmak İçin Bahane mi?

Nette takip ettiğim sitelerin birinde (hangisi hatırlayamadım) bir kadın öğretmen okula gelen öğrenci annelerinin oldukça bakımsız olduklarından bahsediyordu. O günden sonra dışarı çıktığımda hep çocuklu kadınlara dikkat eder oldum. Maalesef o öğretmen haklıydı. Saçlar bakımsız, solgun/yorgun yüzler, makyaj yok, varsa da korkunç demode makyajlar, kıyafetler uyumsuz, yüzler çoğunlukla asık... (İstisnalar kaideyi bozmaz tabi ki :)



Evet, anne olunca önceliğimiz bebekler/çocuklar oluyor ama yine de bu durum 7/24 bakımsızlık için bir bahane olmamalı bence. Ben de anne olmadan önce daha bakımlıydım sanırım ama anne olduktan sonra da hepten işin ucunu bırakmadım :) Anne olmadan önce mağaza müdürü olarak çalıştığım için giyim-kuşam, makyaj gibi bazı şeylere ister istemez özen göstermek zorundaydım. Annelikle beraber daha rahat bir yaşama geçiş yaptım. Bu aşamada nasıl olsa hamileyim, tüm gün evdeyim, vb. bahanelere sığınıp 7/24 pijamalı hayata geçiş yapmak pek de doğru bir davranış değil :)

Doğumdan sonraki ilk günler, lohusalık, bebekle yalnız kalınan ilk zamanlar, diş çıkarma ve hastalık dönemleri bakımsızlıktan tanınamayacak hâle gelinebilen ve bu durumun farkına bile varılamadığı zamanlar tabi ki... Ama biraz zaman geçip işler rayına oturunca her annenin gerçek dünyaya dönüp mutlaka kendine zaman ayırması gerekiyor. Böyle uzun uzun yazdığıma bakmayın; ben de aman aman bakımlar yapıp, etrafta kokos kokos gezmiyorum :D Kendi çapımda ufak tefek şeyler yaparak ipin ucunun kaçmasına engel oluyorum sadece. Yani uslu bir kız olursak şirinleri görebileceğiniz gibi hepimiz biraz makyajla birden Angelina Jolie olamayız tabi ama hiç değilse bir Mila Kunis, Drew Barrymore ya da Rene Zellweger (tercihen estetiksiz ve alık alık bakmayan bir hali:) olabiliriz gibi sanki :) Şahsen Drew Barrymore'u tercih ederim :))







Bu kadar bakımsızlıktan bahsedince asıl konuya gelemedim. Aslında başlarken kendi bakım çabalarımdan ve sonuçlarından bahsetmeyi amaçlıyordum. Bir süredir saçlarıma şekil verdirmek için kuaför arayışı içindeyim ve bu arada fark ettim ki saçlarım son 3 ayda epeyce uzamış ve güçlenmiş. Nasıl güçlendiğini paylaşırsam saçıyla ilgili sorun yaşayan arkadaşlara bir faydam dokunur belki :)

Uzun zamandır Yves Rocher'in dökülme karşıtı şampuanını kullanıyordum. Daha önce de kullandığım bazı ürünlerden bahsetmiştim. Yaklaşık 3 ay önce şampuanın içine sütte bir taşım kaynatılıp süzülmüş 1 adet sarımsak ekledim (ezilmiş hâlde). Her banyoda saçımı önce bu sarımsaklı şampuanla sonra da Vichy'nin Dercos Neogenic şampuanı ile yıkıyorum; ikisini de saç diplerine masaj yaparak uyguluyorum ve 1'er dk saçımda bekletip duruluyorum. Vichy parabensiz ve alkolsüz bir şampuan. Saç kremi kullanmıyorum. Saçlarımı iyice duruladıktan sonra bir bardak karanfil suyunu* saçlarıma döküp masaj yapıyorum. Saçlar ilk başta biraz sert dahası biraz keçe gibi oluyor ama bir süre sonra alışıyor ve giderek daha yumuşak ve parlak oluyor. Hatta yeni saçlar çıkmaya başlıyor. Tüm bunlara ek olarak bir de her gün 1 adet Biotin kullanıyorum ki saçlarım ve tırnaklarım içten de beslensin. Tüm bunlar bende işe yarayan şeyler ama her bünye aynı olmadığı için kesin sonuçlar vaat etmiyor tabi ki.

Çok uzun bir yazı oldu maalesef :( Cilt, makyaj ve giyimle ilgili konulara başka zaman devam ederim artık :)

*10 adet karanfili cam bir kavanoza koyun, üzerine 1-2 bardak kaynar su döküp kavanozun kapağını kapatın ve ışık almayan bir yerde 1 hafta bekletin. Süzerek kullanın. Karanfil suyu saç renginizi değiştirebilir ve havlunuzu boyayabilir. Benim saçlarım boyasız ve koyu renk olduğu için sorun yaşamıyorum ama dikkat etmek de fayda var.

31 Aralık 2014 Çarşamba

Mutlu Yıllar :)

Yeni yıla girerken herkese sağlık, sıhhat, huzur, mutluluk diliyorum ve bir de halihazırda sahip olduklarımız için şükrediyorum.

Bu kadar iyi kalpli, sabırlı ve sevgi dolu bir eşim olduğu için, dünya tatlısı minik kızımız için, kardeşim için, anne-babamız, geniş ailemiz için, tüm sevdiklerimiz ve sevenlerimizin varlığı için şükürler olsun.

Biz bu yıl ailecek kırmızı tonlarında giyindik :) İnşallah tüm yılı böyle renkli ve bir arada geçiririz :)




26 Aralık 2014 Cuma

Nar Tanem, Nur Tanem, Kar Tanem

Minik kuzum 18. ayını bitiriyor.

1 ay içinde o kadar çok şey değişiyor ki... 1 ayda epey büyüdü Arya. Büyüdükçe marifetleri de artıyor. Artık bütün ev Arya Hanım'ın oyun parkı haline geldi. Duvarlar tuval, sandalyeler, koltuklar kaydırak, çekmeceler dolaplar oyuncak kutusu... 


Boyalar ve duvarlar silinebilir olduğu için hiç müdahale etmiyorum. Istedigi gibi, istediği kadar çiziyor. Sonra da yorulup yatacak yer arıyor. Gözüne kestirdiği yastığı kapıp oyun halısına yatıyor minik cadım.



Tüm gün koşturup yaramazlık yapıyor, kendini ordan oraya atıp duruyor ama hadi uyuyalım deyince fıldır fıldır kaçıyor zilli :) tabi ona pabuç bırakmıyorum; uykudan kaçış yok :))

Öğle uykusu Arya'ya faydalı da bize pek faydası olmuyor. Arya uykudan 10 kaplan gücünde uyanıyor :) O enerjiyle bize sarıyor. Kucaktan kucağa bizi oyuncak ediyor kuzucuk. O kadar şirinlik şekerlik yapıyor ki yememek için zor tutuyoruz kendimizi :) Biz dizi izlerken gelip kolumuzun altına yerleşiyor, battaniyesini de unutmuyor tabi ki :)


Arya'nın mevcut yaramazlıklarını göz önünde bulundurarak neler yapabileceğini tahmin ettiğim için bu yıl ağaç kurup süsleyemedik maalesef :( Bu duruma geciçi çözüm bulmak da yine bana kaldı. Ben de aklıma ilk gelen şeyi yaparak kağıt kar taneleriyle duvarları süslemeyi planladim ama düşündüğümden daha çok uğraşmam gerekti. Ilk birkaç denemem istediğim gibi olmadı ama 6. denemede hedefi 12'den vurdum :)



Meraklısına yardımı olur belki, nasıl yapıldığını anlatayım. A4 kağıt kare olacak şekilde kesilir. Üçgen şeklinde katlanır. Aynı işlem 3 kez daha yapılır. Yani kağıt toplamda 4 kez katlanmış oluyor. Daha sonra kağıda aşağıdaki şekil çizilip kesilince yukaridaki kar tanesi elde ediliyor.



Şimdiden herkese iyi yıllar :) 
Umarım yeni yıl herkesin hakettiklerini elde ettiği, sağlık ve huzur dolu bir yıl olur.

28 Kasım 2014 Cuma

Battaniye Aşkı :) - 18. Ay

Arya 18. ayını bitirmek üzere :) Yani artık 1,5 yaşında diyebiliriz :)

Bugün 18. ay için kontrol ve aşı günüydü. Kilosu, boyu, genel gelişimi iyi maşallah. Kabul edilen gelişim evreleriyle uyumlu büyüyor miniğim. Hatta bazı alanlarda önden gidiyor maşallah. Normal koşullarda 2-3 yaşında yapabilmesi beklenen birkaç şeyi şimdiden yapabiliyor. Mesela zıplamak :) Bu ara Arya'nın en favori eylemi zıplamak. Arabada zıplıyor, kucağımızda zıplıyor, yatağında zıplıyor; hatta zıplaya zıplaya yatağın yerini bile değiştirebiliyor :)) Büyüdükçe türlü maskaralıklar icat ediyor, haylazlaşıyor kuzum.

Arya büyüdükçe değişen huylarına her gün bir yenisi ekleniyor. Bugünlerde her şeyi yere atmak, tüm gün battaniyesini elinde ordan oraya sürüklemek, sürekli kucağımıza tırmanmaya çalışmak, elektronik aletlerin yanına oturup tüm tuşlara basmak, perde arkalarına saklanmak, gözüne kestirdiği her şeyi çiğneyip parçalamak (en son dayısının kulaklıklarını yedi galiba :), tek başına koltuğa oturup kocaman insan gibi gayet ciddi tv izlemek, kahvaltıda çatal kullanmak Arya'nın günlük hayatının parçası oldu. Çatal kullanmayı da babaannesi öğretmiş cimcimeye :)







Yukarıdaki fotolardan da anlaşılacağı üzere Arya'nın battaniye aşkı yatak sınırlarının dışına taşmış durumda :)

Laf aşktan açılmışken Arya'nın ilk öpücüğü ile devam edelim ♡♡♡ Evet bu çapkın velet kaşla göz arasında kızımızı öptü :)) Çınar'dan daha önce bahsetmiştim, Arya'yla aralarında 2 hafta var. Annesiyle arkadaş olduğumuz için minikler de kaynaşsın istiyoruz. Şimdiye kadar karşılaştıklarında pek ilgilenmiyorlardı birbirleriyle ama geçen gün birden kaynaştılar :)) O kaçtı, bu kovaladı; ay düştüler ay kalktılar derken sonunda şap diye öptü Çınar bizim kızı. Arya da boş durmadı sarıldı Çınar'a :)) 2 tane bıdık tüm gün güldürdü bizi :)




Her daim yüzümüzü güldürüp hayatımıza neşe katacak minik cadım inşallah :)





14 Kasım 2014 Cuma

Anne-Kız Pancake Keyfimiz - Sağlıklı Bebek Pancake'i

Sabahları anne-kız başbaşa kahvaltı ediyoruz Arya'yla. Her gün ekmek, peynir, reçel yemek olmuyor tabi. Arada bir keyif kahvaltıları yapıyoruz omletli kızarmış ekmekli :) Bugün de yataktan reçelli pancake hayaliyle kalktım. Arya'ya beyaz un yedirmek istemediğim için tam buğday unu almıştım. Pancake'i de tam buğday unuyla yaptım, anne-kız afiyetle yedik :)

Malzemeler:

1 yumurta
3/4 su bardağı tam buğday unu
3/4 su bardağı süt
1 tatlı kaşığı zeytinyağı
1 fiske tuz
1 fiske şeker
1 çay kaşığı kabartma tozu

Hazırlanışı:

Yumurtayı 1 fiske şeker ile iyice çırpın; sütü ve zeytinyağını ekleyin. Unu, tuzu ve kabartma tozunu da ekleyip iyice çırpın. Çırpma işlemini yaparken yapışmaz tavanızı ocağa koyup ısıtın. Isınan tavaya karışımdan yarım kepçe döküp üzeri baloncuk gibi göz göz olana dek pişirin. Spatulayla çevirip diğer yüzünü de pişirin. Biraz daha büyük bıdıklar için şekilli pancakeler yapabilirsiniz. En kolay Mickey Mouse yapılıyor :)

İster reçelle, ister peynirle birlikte, bebeğiniz 3 yaşından büyükse nutella ile servis edebilirsiniz.

Afiyet olsun :)


8 Kasım 2014 Cumartesi

Arya'yla Günler "Al Gülüm, Ver Gülüm" Geçip Gidiyor :)

Arya 17 aylık oldu!

Cimcime büyüdükçe haylazlaşıyor. Her istediği olsun istiyor. O isteyince kucağa alalım, o isteyince oyun oynayalım, o isteyince yemek yiyelim, o isteyince uyuyalım... Liste böyle uzayıp gidiyor. Canı ne isterse istesin anlatmanın bir yolunu buluyor. Elimden tutup çekiştiriyor sürekli. Oyuncaklarını getirip kucağıma bırakıyor. Sürekli "al" diyerek bir şeyler veriyor. Sonra da yine "al" diyerek geri istiyor. Maalesef henüz "ver" demeyi öğrenmedi :( Ah bir başlasa konuşmaya... Sürekli bıdır bıdır sesler çıkarıyor, bir şeyler anlatmaya çalışıyor kuzum. Valla onu anlamaya çalışırken kendimi tercüme cihazı gibi hissediyorum artık :))



Bu aralar uykuya direnme moduna girdi Arya. Uykusu gözünden akıyor ama "Hadi uyumaya gidelim" deyince kıyamet kopuyor. Başını iki yana sallıyor, ağlamaya başlıyor, kaçıp saklanıyor. Peki tamam az sonra gidelim diyorum, hemen susuyor. 5 dk sonra battaniyesini alıp yere yatıyor. Bu durum Arya yatağına gitmeye razı olana dek 2-3 kez tekrarlanıyor. Sonunda ikna olup yatıyor ama arada cozutup tekrar kalkmak isteyebiliyor. Özellikle perşembe gecesi bizi çok zorladı. 00.30'da hâlâ uyanıktı. Aslında 8'de yatırdım ama 21.30-22.00 gibi uyanıp ağladı. Evrim yatağından alıp salona getirdi. Arya uykulu uykulu dolandı, kendi kendine oynadı, yerlere yattı, koltuğa yattı, uykudan süründü. Sonunda sütle kandırıp yatağına yatırmayı başardık.

Eskiden gündüz 3-4 saat uyuyordu. Artık 2 saat uyursa şükrediyorum. Tüm gün oyun oynamak istiyor. Evin içinde bir o yana bir bu yana koşturuyor. Gündüz uykusu gelince salondaki koltuğa yatıp battaniyesini örtüyor üstüne, ordan televizyon izliyor. Uyumaya gidelim deyince yine kalkıp oynamaya devam ediyor. Ama öyle ya da böyle her gün az da olsa öğle uykusu uyumasını sağlıyorum.



Üzülerek fark ediyorum ki Arya büyüdükçe inatçılığı da artıyor. Tattığı ya da kokusunu aldığı bir şeyi ilk anda sevmezse bir daha ağzını asla açmıyor. Ispanak, kereviz, patates, balık yemiyor. Eskiden çoğunu yoğurtla karıştırınca yiyordu artık anlıyor ve yemiyor. Bir de artık her şeyi kendisi yemek istiyor. Koy önüne makarnayı, köfteyi, bisküviyi tek tek yiyor. Yani parmak yiyecek devrindeyiz :) Köfte, ekmek, dilimlenmiş elma, taneleri ayıklanmış üzüm, küp küp doğranmış peynir, ekmek, simit, julyen kesilmiş havuç, salatalık, az şekerli ev keki/kurabiyesi veriyorum eline, kendi kendine kemiriyor ucundan ucundan :) Çikolata vb. tatlılar yasak alerji olduğu için. Dışarıdan aldığım tek abur cubur çubuk ve balık kraker; onları da mecbur kalmadıkça vermiyorum. Ama özellikle balık kraker dışarda kurtarıcımız oluyor, otobüste falan Arya sıkılınca veriyorum eline bir paket balık kraker gideceğimiz yere kadar oyalanıyor bıdık :)

Her çocuk gibi Arya'da sokağa çıkmaya, gezmeye, parka gitmeye bayılıyor. Biz de her fırsatta ailece çıkıyoruz dışarı. Artık pek araba almıyoruz yanımıza. Arya elimizden tutup yürümeye bayılıyor. Öyle neşeli geziniyor ki o yorulana dek yürüyoruz :)


Günler geçip gidiyor. 1 ay sonra Arya tam 1,5 yaşında olacak. Artık minik bir bebek değil. Yavaş yavaş "çocukluk" aşamasına geçiyor. Bu aralar Arya'dan beklentilerimizin en büyüğü konuşması. Evdeki herkesin Arya'nın konuşmasıyla ilgili hayalleri var. Ben en çok "Annecim seni seviyoyum" diyerek boynuma sarılacağı anı bekliyorum :) Gerçi şimdi de "anneh" yada "anni" diyerek sarılıyor tatlı kızım :) Arya uyandı, odasından sesi geliyor. Bu günlük bu kadar blog yeter, artık Arya zamanı :)